TICARETI TERK SUÇU

29.06.2017 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1385 görüntülenme YAZDIR

TICARETI TERK SUÇU

Dünya Gazetesi / 29.6.2017

Icra ve Iflas Kanunu’nun 44/1. maddesinde, “Ticareti terk eden bir tacir 15 gün içinde keyfiyeti kayitli bulundugu ticaret siciline bildirmeye ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklilarinin isim ve adreslerini gösteren bir mal beyaninda bulunmaya mecburdur. Keyfiyet ticaret sicil memurlugunca ticaret sicili ilanlarinin yayinlandigi gazetede ve alacaklilarin bulundugu yerlerde de mutat ve münasip vasitalarla ilan olunur. Ilan masraflarini ödemeyen tacir beyanda bulunmamis sayilir.” hükmü yer almistir. Bu sekilde ihdas edilen yükümlülüge aykiri davranmanin yaptirimi ise ayni Kanunun 337/a maddesinde “44 üncü maddeye göre mal beyaninda bulunmayan veya beyaninda mevcudunu eksik gören veya aktifinde yer almis mali veya yerine kaim olan degerini haciz veya iflas sirasinda göstermeyen veya beyanindan sonra bu mallari üzerinde tasarruf eden borçlu, bundan zarar gören alacaklinin sikayeti üzerine, üç aydan bir yila kadar hapis cezasi ile cezalandirilir. Birinci fikradaki fiillerin islenmesinden alacaklinin zarar görmedigini ispat eden borçluya ceza verilmez.” seklinde düzenlenmistir.

Söz konusu maddelerden de anlasilacagi üzere ticareti terk suçunun olusmamasi için, ticareti terk eden tacirin bu durumu on bes gün içinde keyfiyeti kayitli bulundugu ticaret sicil memurluguna bildirmesi ve bütün aktif ve pasifi ile alacaklilarinin isim ve adreslerini gösteren bir mal beyaninda bulunmasi gerekmektedir.

Bu suçun önceleri sadece gerçek kisi tacirler için söz konusu olabilecegi kabul edilirken Yargitay Ceza Genel Kurulunun E. 2011/16-505 K. 2012/28 sayi ve 14.2.2012 günlü Karari ile bu kabul degismis ve bu suçun tüzel kisi tacir tarafindan da islenebilecegi ve fiilin gerçeklesmesi halinde tcaret sirketinin kanuni temsilcileri aleyhine de yaptirim karari verilebilecegi kabul edilmistir.

            Bu noktada ticaret sirket sirketlerinin tasfiye sürecine bagli olarak tüzel kisiliklerini sona erdirmesinin de ayrica degerlendirilmesi gerekmektedir. Ticaret sirketleri yönünden Türk Ticaret Kanunu’ndaki düzenlemeler incelendiginde, sirketler için ‘ticareti terk’ düzenlemesine yer verilmeyerek, sona erme hali olarak sadece infisah ve tasfiyelerinin öngörüldügü, diger bir anlatimla ticaret sirketleri için ticareti terkin kabul edilmedigi, Kanunda sadece ortaklik iliskisinin sona erdirilme yöntemlerinin düzenlenildigi görülmektedir. 

          Bu sona erme yöntemlerinin hepsi neticede tasfiye sürecini getirmektedir. Bu süreçte sirketin alacak ve borçlari belirlenmekte, alacaklarin tahsili ile borçlari ödendikten sonra kalan mevcudu, pay sahiplerine dagitilmaktadir. Tasfiye memurlari ancak tasfiyenin bu sekilde sona ermesi üzerine sicilden terkin talep edebilirler. Terkin için tasfiye bilançosu ile birlikte basvuruldugundan ve zaten tasfiye sonucu ticaret sirketinin herhangi bir mal varligi da kalmadigindan tasfiye memurunun ya da sirket yetkilisinin anilan 44. Maddeye göre mal beyaninda da bulunmasi söz konusu olmaz. (Terkin isleminden sonra ticaret sirketinden alacagi bulundugunu iddia eden çikarsa, bu alacagini ancak terkin edilen sirketin ihyasini saglamak suretiyle alacagini tahsil edebilir)

           Ticaret sirketlerinin vergi hukuku açisindan mükellefiyetinin sona erdirilmesi de, Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre yapilmasi gereken bu islemlerin ikmaline ve tasfiye veya iflasin sona erdiginin tescil ve ilanina baglidir. Baska bir anlatimla, ticaret sirketinin isi birakmasi ancak tüzel kisiliginin ortadan kaldirilmasi ile mümkündür.

Nitekim 6728 sayili Kanun ile Türk Ticaret Kanunu’nun 545’inci maddesine “Bu kanun hükümlerine göre tasfiye olunan sirketlerde, 2004 sayili Kanunun 44 üncü ve 337/a maddesi hükümleri uygulanmaz.” seklindeki ikinci fikra hükmü eklenmek suretiyle bu Kanun hükümlerine uygun olarak tasfiye edilen sermaye sirketlerinin kanuni temsilcileri hakkinda ticareti terk suçundan dolayi ceza uygulanmasi yolu kapatilmistir. Ancak tasfiye sürecine uyulmaksizin ticari isletmenin terk edilmesi, kapatilmasi, sirketin adresinden kaybolmasi bu suçu olusturacaktir. Ancak alacaklilarin adres degisikliklerinden haberdar olmamalari hali, tabii ki bu suçu olusturmaz. Bu nedenle bu sekilde yapilan sikâyetlerde mahkemelerce cezaya hükmedilmeden önce ticaretin sürdürülüp sürdürülmedigi hakkinda vergi dairesinden bilgi talep edilme ve/veya zabita arastirmasi yoluna gidilmektedir. Adresin degistirilmesi olgusu tek basina ticaretin terk edildigi anlamina gelmez.

Bu noktada vergi idaresi tarafindan mükellefiyetleri re’sen terk edilen tacir veya ticaret sirketlerinin durumu akla gelmektedir. Bu konuyu da gelecek yazimiza birakalim.