İZAHA DAVET

24.08.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 826 görüntülenme YAZDIR

İzaha davet

Dr. Bumin DOĞRUSÖZ

Dünya Gazetesi / 23.08.2016

Vergi Usul Kanunu’nun “cezalandırılamayacak olan şekle ait usulsüzlükler” başlıklı 370. maddesinin 2365 sayılı Kanun neticesinde 1.1.1981 tarihinde rahmetli (mülga) olan 370. maddesi, 6728 sayılı Kanun’la, tedvin tekniğine aykırı olarak, yeniden canlandırılmıştır. 

6728 sayılı “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un 22. maddesi ile ölmüş (mülga) madde “yeniden düzenlenmiş” ve dolayısıyla canlanmıştır. Oysa tedvin tekniğine göre bu düzenlemenin, 370/A maddesi olması gerekiyordu. Kaldı ki düzenlemenin yeri de yanlış seçilmiştir.

Canlanan 370. madde Vergi Usul Hukuku’na “İzaha Davet” adı ile yeni bir müessese getirmiştir. Bu müesseseyi irdeleyerek tanıtmaya çalışalım. 

Bu müesseseye göre, vergi mükellefleri veya sorumluları hakkında vergi incelemesine başlanılmadan veya takdir komisyonuna sevk edilmeden önce, verginin ziyaa uğradığına delalet eden emareler bulunduğuna dair yetkili merciler tarafından yapılmış ön tespitler var ise, mükellef veya sorumlular tespit konuları hakkında açıklamaya davet edilebileceklerdir. 

Bu düzenleme ilk bakışta, gereksiz inceleme veya takdir işlemlerinin önlenmesi ve mükelleflerin haksız, yorucu ve gereksiz işlemlere muhatap olmasının önüne geçilmesi bakımından yerinde bir düzenlemedir. Çünkü, mükelleflerce yapılan izah sonucu vergi ziyaına sebebiyet verilmediğinin idarece anlaşılması hâlinde mükellefler söz konusu tespitle ilgili olarak vergi incelemesine tabi tutulmayacak veya takdir komisyonuna sevk edilmeyecektir. Ancak burada amacın tahakkuku için “müessese doğru ve amaca uygun çalışırsa” şeklinde de bir ekleme yapmak istiyorum. Aksi halde ya işi uzatan ya da başvurulmayan bir yol olacaktır. 

Mükellef veya sorumluların izaha davet edilebilmesi için, idare tarafından bir ön tespitin (verginin ziyaa uğradığına delalet eden emarelerin tespitinin) yapılmış olması gerekmektedir. Ayrıca mükelleflerin / sorumluların izaha davet edilebilmesi için ön tespitin bir ihbara dayanmıyor olması da gerekmektedir. Burada sanırım, ihbarcının ihbar ikramiyesi hakkının korunabilmesi için ihbara dayalı tespitler, kapsam dışı bırakılmıştır. 

Burada ön tespiti kimin yapacağı ve izaha davet yetkisi ile yapılan izahı değerlendirme yetkisinin kimde olacağını belirleme yetkisi Maliye Bakanlığına bırakılmıştır. Ön tespiti vergi dairesinin yapacağı açıktır. Çünkü mükellefi tanıyan, izleyen ve tarh dosyasına hâkim olan vergi dairesidir. Ancak izahı değerlendirme yetkisinin vergi dairesine bırakılmaması, objektif ve uzlaşma komisyonu gibi “sorumluluğu sınırlandırılmış” kişilerden oluşan bir kurula bırakılması, müessesenin başarısı için şarttır. Bu yetki hele vergi dairesine hiç bırakılamaz. Çünkü bu güne kadar izah müessesesini içeren –ortalama kâr haddi, hayat standardı vb.- düzenlemelerin hiç birinde, mükellefe haklısın diyen bir vergi dairesine rastlanılmamıştır. Yine olmayacaktır. Zira bu konuda hiçbir memur sorumluluk almak istemez. 

Mükellef veya sorumluların izaha daveti, davet konusu tespitle sınırlı olarak, pişmanlık hükümlerinden yararlanma yolunu da kapatacaktır. 

Yeni maddeye göre izaha davet yazısının tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük süre içerisinde izahta bulunulması durumunda; mükelleflerce izahta bulunulan tarihten itibaren 15 gün içerisinde; hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerinin verilmesi, eksik veya yanlış yapılan vergi beyanının tamamlanması veya düzeltilmesi ve ödeme süresi geçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılı Kanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammı oranında bir zamla aynı sürede ödenmesi şartıyla vergi ziyaı cezası, ziyaa uğratılan vergi üzerinden %20 oranında kesilecektir. Ancak bu durum vergi incelemesi yapılmasına ve gerekirse tarhiyatın ikmaline engel teşkil etmeyecektir. 

Ancak burada gecikme zammının aranması da yanlıştır. Gecikme zammının süresi ve neye göre hesaplanacağı da belli değildir. Çünkü gecikme zammı, vadesinde ödenmeyen bir kamu alacağına vade ile ödeme tarihi arasındaki süre için hesaplanır. Örneğin Kasım 2012’de KDV beyannamesini vermemiş bir mükellef, izaha davetini takiben 15 gün içinde beyannamesini verir ve vergi ve cezayı öderse, gecikme zammı alınamaz. Burada olması gereken, gecikme faizi’dir. Kanun maddesi, yanlıştır ve düzeltilmesi gerekir. Yoksa çok ihtilaf çıkar. 

Birinci fıkra kapsamında yapılmış ön tespitlerin, verginin bu kanunun 359’uncu maddesinde yer alan fiillerle ziyaa uğratılmış olabileceğine ilişkin olması hâlinde izaha davet düzenlemesi uygulanmayacak ve mükellef veya sorumlu doğrudan incelemeye sevk edilecektir. 

Şu kadar ki, sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma fiilinin işlenmiş olabileceğine dair yapılan ön tespitlerde, kullanılan sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge tutarının; her bir belge itibarıyla 50 bin Türk Lirası’nı geçmemesi ve mükellefin ilgili yıldaki toplam mal ve hizmet alışlarının %5’ini aşmaması kaydıyla, mükellefler yine izaha davet edilebilecektir. 

Yanıltıcı belge için getirilen bu sınırlar, aynı zamanda kasdın yokluğu ölçütü olarak ceza davalarında da kullanılabilecek ölçütlerdir. Artık bu sınırların altı için de “vergi suçu raporu”nun yazılamaması gerekir. 

Yukarıda, maddenin yeri yanlıştır demiştim. Madde bu şekli ile kanunun “cezaların ödenmesi ve kalkması” başlıklı bölümüne eklenmiştir. Oysa bana göre “yoklama ve inceleme” ile ilgili bölümde olmalı idi. Yanıltıcı belge kullanımında izaha davet ile ilgili ölçütlerin ise bu maddeye değil de, 359. maddeye yazılması gerekirdi. 

Maddenin uygulaması neler getirecek, bakanlık maddeye ilişkin düzenlemeleri ne şekilde yapacak. Bunları da zaman gösterecek.