SAHTE BELGE KULLANMA SUÇLAMASI

15.04.2010 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 830 görüntülenme YAZDIR

SAHTE BELGE KULLANMA SUÇLAMASI
15 Nisan 2010, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Vergi hukukumuzda, sahte ve yanıltıcı belge kavramlarının tanımı, Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinde yer almıştır. Anılan maddeye göre sahte belge, gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge; muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge ise gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir. Bu tür belge kullanımlarında uygulanacak idari para cezası aynı olmakla birlikte, hürriyeti bağlayıcı ceza her iki tür belge için ayrı ayrı düzenlenmiştir. Bu sebeple, gerçeğe aykırı belge düzenleyenler veya kullananlar hakkında düzenlenecek vergi inceleme raporlarında ve iddianamelerde, bu ayrıma dikkat edilmesi, fiilin hangi tür belge kapsamında görüldüğünün delilleri ile birlikte açıklanması gerekmektedir.

Ancak uygulamada, bu türlerde belge kullananların saptanmasına ve haklarında tarhiyat yapılmasına yönelik olarak hazırlanan inceleme raporlarında, yeterli titizliğin gösterildiğini söylemek zordur.

Özellikle bir mükellefin anılan türde belgeler düzenlediğinin tespit edildiği hallerde, o mükellef hakkında yazılan raporlara atıf yapılmak suretiyle, bu mükelleften belge alan herkes için seri halde ve sadece söz konusu belgenin deftere kaydedildiğini saptayan bir tutanağa dayanılarak raporlar üretilmektedir. Söz konusu mükelleften belge alanlara, sadece diğer rapora atıf yapılarak yazılan rapor tebliğ edilmekte, ancak belgeyi düzenleyen kişi hakkında düzenlenen ve belgelerinin niçin sahte veya yanıltıcı belge kabul edildiğini açıklayan –atıf yapılan- rapor tebliğ edilmemektedir.

Atıf yapılan raporun tebliğ edilmemesi, önce idarenin kişilere karşı bütün işlemlerini gerekçelendirmesi zorunluluğunu ihlal etmektedir. Başka raporlara atıf yapılarak düzenlenen raporların, atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ edilmesi, Vergi Usul Kanunu’nun ikmalen ve re’sen tarh işlemlerini içeren vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğinde ayrıca bu ihbarnamenin dayanağını oluşturan inceleme raporu veya takdir komisyonu kararının da tebliğ edilmesini zorunlu kılan 35/son ve 366/son maddelerinin varlık amacına da aykırı bir durum yaratmakta, yapılan tebliği usulsüz kılmaktadır.

Bu şekilde atıf yapılan rapor eklenmeksizin tebliğ, işlem temelinin gizlenmesi kadar, ceza açısından da suçun bütün unsurları ile saptanıp saptanmadığının da delillendirilememesi anlamını taşımaktadır. İnceleme raporlarında genellikle kolay yola gidilerek taraflar arası ticari ilişki veya ödeme şekli incelenmemekte, sadece atıfla yetinilmektedir. İncelenen bazı hallerde ise hiç delile dayanmaksızın ve kanaate dayalı yorumlarla suçlu yaratılmaya çalışılmaktadır. Örneğin ödemelerin banka kanalı ile yapıldığı hallerde, “bu paranın tekrar ödeyene geri döndüğü kanaati hasıl olmuştur” şeklindeki ifadelerle kanaat, delil gösterilmeye çalışılmaktadır.

Bu husus ise mükelleflerin yargı önünde savunma haklarını kısıtlamakta, vergi veya ceza yargısında doğal olarak yargıç, atıf yapılan raporlara erişmeye çalışmaktadır. Bu çaba ise bir sürü gereksiz yazışma ve zaman kaybına yol açmaktadır.

Atıf yapılan raporla, belgelerin niçin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı kabul edildiğinin işleme muhatap olan kişi ile yargıç tarafından bilinmesi, işlemlerin hukuka uygunluğunun sağlanması ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin yaşama aktarılabilmesi ve keyfiliğin ortadan kaldırılması açısından son derece önemlidir. Burada, atıf yapılan raporun tebliğ edilmemesi, vergi mahremiyeti gibi konuyla ilgisi olmayan bir gerekçeye dayandırılamaz.

Öte yandan, sahte veya yanıltıcı belge düzenlediği iddia olunan kişi ile bu belgeyi kullanan kişi arasındaki ilişki birçok halde incelenmeyerek, sadece atıfla yetinilmektedir. Bu da atıf yoluyla yazılan raporu, hukuki açıdan sakatlamaktadır. Zira komisyon karşılığı fatura düzenlediği kabul olunan bir kişinin dahi kestiği bütün faturaların bu kapsamda olup olmadığının, yanılgınlığı ileri sürülen faturaya bağlı mal hareketini belgeleyen sevk irsaliyesinin bulunup bulunmadığının, para hareketini belgeleyen çek veya banka dekontu gibi belgelerin olup olmadığının ve en önemlisi envanter kayıtlarının, mal veya hizmetin akıbetinin ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

Atıf yapılan rapordaki düzenlenen belgeleri yanıltıcı veya sahte olarak nitelendirme sebebi, aslında birçok halde, sadece belge düzenleyen hakkında işlem yapılmasını gerektirmekte, taraflar arası ticari ilişki ayrıca incelenmeden belgeyi kullanan hakkında işlem yapılmasını mümkün kılmamaktadır. Örneğin belgeyi düzenleyenin adresinde bulunamaması, KDV beyannamelerini vermemiş olması veya sadece vergi incelemesi yapma yetkisi bulunmayan kolluk kuvvetleri tarafından alınan ifadeye dayanılarak tanzim olunan raporlar bu niteliktedir ve bu raporlara atfen inceleme raporu düzenlenmesi olanaklı değildir.

Bu noktada ileri sürülen vergi mahremiyeti gerekçesi ise tutarlı bir gerekçe olmaktan uzaktır. Hakkında sahte belge düzenlediği iddia olunan kişiye ait raporu vergi mahremiyeti gerekçesi ile gizleyerek, bu rapora dayanılarak suçlanan diğer kişilerin savunma hakları kısıtlanamaz.

Yukarıdaki satırları daha önce de defalarca yazdık. Ama durum düzeleceğine, gittikçe kötüleşiyor. Maliye Bakanlığı artık bu konuya el atsa da hukuk devletine yaraşır bir düzen kurulsa.

15.04.2010 | Referans Gazetesi