Vergi barışı, Hazine’ye varlık barışından daha çok gelir getirir

23.11.2009 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 838 görüntülenme YAZDIR

Vergi barışı, Hazine’ye varlık barışından daha çok gelir getirir
23 Kasım 2009, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Geçen günlerde yine vergi affı dedikoduları çıktı. Bu arada bir toplantıda Maliye Bakanı, vergide af olmayacağını hatta bunun anayasaya dahi yazılması gerektiğini söyledi. Bakanın basına yansıyan demeci dikkatlice okunduğunda, vergide derken, vergi aslını kastettiği izlenimini edindik. 
Biz de yazımızda bunu irdeleyelim, yani vergi aslında af olur mu sorusunun cevabını irdeleyelim istedik.
Uygulamada yasa koyucular, “af kanunu” veya “af” sözcüklerini kullanmaktan, bu kavramın yaratacağı olumsuz çağrışımlar veya tepkilerden çekinerek kaçınırlar. Nitekim ülkemizde çıkarılmış vergi af yasalarında da 1960 öncesinde “terkin” veya “tasfiye”, 1960 sonrasında “vergi cezalarının tasfiyesi”, “tahsilatın hızlandırılması”, “özel uzlaşma” gibi adların kullanıldığını görmekteyiz. Bu gözlemi, yabancı ülkeler için de yapmak mümkündür. Bu konuda en ilginç örneği Teksas eyaleti oluşturmaktadır. Bu eyaletçe kabul edilen af programlarından birisinde, vergi affı uygulaması “maziyi temizleme programı (wipe the slate clean) olarak adlandırılmıştır.
Af yetkisi, anayasal dayanağını anayasanın 87 ve 104. maddelerinden almaktadır. Anayasanın 87. maddesine göre TBMM, üye tam sayısının beşte üç çoğunluğuyla karar vermek koşulu ile genel veya özel af çıkarmaya yetkilidir. 104. maddeye göre de cumhurbaşkanı sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleri ile belirli kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir. 
Af kanunlarının zaman bakımından uygulanması, diğer kanunlara göre özellik gösterir. Af kanunları, geçmişe yürür ve etkilerini geçmişteki olaylar üzerinde meydana getirir. Af kanunlarında hangi tarihe kadar işlenmiş suçlara o kanunun uygulanacağına ilişkin bir açıklık bulunması gerekir. Eğer af kanunlarında böyle bir açıklık yoksa, o zaman kanunların yürürlüğe girmesiyle ilgili genel kurallar uygulanacak ve kanunun resmen yürürlüğe girdiği tarihe kadar işlenmiş suçlar affedilmiş sayılacaktır.
Görüldüğü gibi af müessesesi, ceza üzerine kuruludur. Bundan ötesi, alacaktan vazgeçmedir.

Vergi aslında af olmaz
Vergi hukukunda af sadece vergi cezaları için söz konusu olabilir. Devlet, gecikme zam ve/veya faizleri şeklindeki alacağından da vazgeçebilir. Yoksa vergi aslının affı, kanaatimizce mümkün değildir. Bu görüşümüzün gerekçelerini, kısaca ve özetle söyleyecek olursak; 
* Vergi borcu, anayasada vergi ödevine ilişkin 73. madenin konumundan da anlaşıldığı üzere bir siyasal ödevdir. Siyasal bir ödevin, yasa koyucu tarafından kaldırılması mümkün değildir.
* Anayasanın 73. maddesinde, herkese vergi ödeme mükellefiyeti öngörürken, devlete de herkesten vergi alma görevini yüklemiştir. Yasa koyucunun, devlete anayasa ile yüklenmiş bir görevi yasa ile kaldırmasına hukuken olanak yoktur. Vergi yönetimi yürürlükteki kanunlara göre gerçekleşmiş vergi alacaklarını tahsil konusunda bağlı yetki ile donatılmıştır. Bir başka deyişle bunları tahsil etmeme konusunda bir yetkisi yoktur. 
* Vergi borcunun affı, ödeyenler ile ödemeyenler arasında, farklı mali yüklere maruz kalmış olma dolayısıyla eşitsizlik yaratır. Bu da anayasanın 10. maddesinde ifadesini bulan eşitlik ilkesine aykırı olur.
* Vergi borcunun affı, ödeyenlerle ödemeyenler arasında, farklı mali yüklere maruz kalmış olma dolayısıyla rekabet düzenini bozar, bu sonuç ise devlete anayasa ile yüklenmiş piyasaların sağlıklı çalışmasını temin ve rekabet düzenini sağlama ödevleri ile bağdaşmaz. 
* Vergi, bir anlamda kamu giderlerinin herkese paylaştırılmasını ifade ettiğinden, vergi affı sonucunda ödemeyenin yükü ödeyene yıkılır. Bu ise anayasa md. 73/1’e ve ayrıca vergi yükünün adil dağılımını öngören anayasa md. 73/2’ye aykırıdır.
* Devletin vergi aslını affı, devletin ödemelerini yerine getirme sınırını ve giderek devletin ekonomik sosyal görevlerini yerine getirme gücünü azaltır. Yasama organının devletin sosyal ve ekonomik hakları sağlama gücünü zayıflatacak bir tasarrufta, hem de eşitsizlik yaratarak bulunması mümkün değildir. 
Vergi aslı af konusu yapılamaz. 

Ceza ve faiz affedilebilir
Ancak belirttiğimiz gibi, vergi cezalarında af olur. Bu konudaki takdir hakkı ise yasama organına aittir. Öte yandan yasama organı, vergi alacağından vazgeçemezken, vergi aslına bağlı gecikme zammı veya gecikme faizi gibi fer’i alacaklarından her zaman vazgeçebilir. 
Geçmişte çıkarılan af yasalarına bakıldığında, büyük çoğunlukla vergi aslını içermediklerini ancak ceza, gecikme faizi veya zammı gibi fer’i borçların affolunduğunu görmekteyiz. 

Farklı uygulamalar
Bu konuda farklı uygulamalara rastlamak da mümkün. Örneğin, 23.2.1963 tarihli 218 sayılı af kanunu, sadece vergi cezalarını affetmiştir. Buna karşılık 5383 sayılı kanunla (gç. md. 3) vergi aslından (ÖTV) dahi vazgeçilmiştir. Bu maddenin benzerleri son yıllarda fazladır. Özel uzlaşma öngören 5736 sayılı kanun ise çok farklı bir uygulama getirmiş ve tarh edilmiş vergi asıllarını idareye kaldırtmıştır. Bu kanunun idareye verdiği yetkinin bir tür yasama yetkisinin devri olup olmadığı ise bize göre tartışmalıdır. 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu ile matrah artırımı yapanların suçlarına göz yumulacağı ve görmezden gelineceği düzenlemesi getirilirken, 5811 Varlık Barışı Kanunu ile geçmişte işlenmekle birlikte henüz işlendiği saptanmamış suçlara, geçmişi aklama niteliğinde af getirilmiştir. 
Af kanunları tetkik edildiğinde, farklı bir uygulamanın da ihtilaflı borçlarda yapıldığını görmekteyiz. Bazı af kanunları, aftan yararlanmayı ihtilaftan vazgeçme koşuluna bağlarken, diğer bazıları böyle bir koşul aramamıştır. Ancak bu yöndeki af kanunlarında, ihtilaftan vazgeçmeden aftan yararlanma halinde, haksız çıkandan vergi aslı üzerinden % 10 gibi ek bir mali yüküm daha alınması öngörülmüştür.

Yeni bir af gerekli mi
Bugün için bize göre vergi aslında af çıkartılamaz. Ancak vergi cezaları artırılabilir, fer’i alacaklardan vazgeçilebilir. 
Peki böyle bir uygulama gerekir mi?
Bize göre evet. Zaten gecikme faizinin normal piyasa faiz haddini aşan kısmının gecikme faizi olarak görülmesi, paranın kullanım karşılığı olarak nitelendirilmesi mümkün olamayacağına göre, gecikme faizinin bu kısmının da özünde ceza olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Öte yandan 6183 sayılı kanunda benimsenmiş olan “orantılı tahsil” esası da mükellef aleyhine çalışan bir düzenlemedir. 
Bu gün aşırı yüksek saptanmış faiz ve cezalar dolayısıyla pek çok mükellef vergi borcunu ödeyemez durumdadır. 359. maddenin aşırılıkları dolayısıyla binlerce kişi hapis cezası tehdidi altındadır.
4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’ndan sonra bu kanunun doğumuna sebebiyet veren koşullar ortadan kaldırılmadığı için, bu koşulların yol açtığı aynı ortam bugün tekrar kendiliğinden oluşmuştur. 
Bu sebeple, 4811 sayılı kanun benzeri bir “vergi barışı” kanununun çıkarılması halinde hem mükellefler rahatlayacak hem de hazine “varlık barışı”na göre çok daha fazla gelire kavuşacaktır.

23.11.2009 | Referans Gazetesi