VERGİNİN YASALLIĞI İLKESİ VE BELEDİYE VERGİLERİ

29.07.2010 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 835 görüntülenme YAZDIR

VERGİNİN YASALLIĞI İLKESİ VE BELEDİYE VERGİLERİ
29 Temmuz 2010, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Anayasamızın 73. maddesin 3. fıkrasında yer alan “Vergi, resim, harç ve benzeri yükümlülükler kanunla konulur, kaldırılır ve değiştirilir” hükmü ile ifade olunan ‘verginin yasallığı ilkesi’, Batı demokrasilerinde uzun bir tarihsel gelişme sonucu ortaya çıkmış ve çağdaş anayasalara girmiş bir ilkedir.

Anayasamızın bu ilkeyi benimseyen hükmü, kanun koyma hak ve yetkisini TBMM’ye veren 87. maddesi ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine ilişkin 7. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin TBMM tarafından konulup kaldırılabileceği veya değiştirilebileceği, yasama organının bu yetkisinden vazgeçemeyeceği ve bu yetkisini yürütme organına bırakamayacağı veya devredemeyeceği veya böyle bir sonucu doğuracak bir tasarrufta bulunamayacağı ortaya çıkmaktadır. Anayasamızın benimsediği bu kuralın da iki istisnası vardır. Bunlardan birincisi 73. maddenin son fıkrasında, ikincisi ise dış ticaretle ilgili olarak 167. maddede düzenlenmiştir.

“Anayasa koyucu her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken, keyfi ve takdiri uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu belli ederek bir mali yükümün ilgililerine yükletilmesine olur vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılması için yeter neden olamaz. Mali yükümlerin matrah ve oranları, tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı, yukarı ve aşağı sınırları gibi çeşitli yönleri vardır. Bir mali yüküm bu yönleri dolayısıyla yasayla yeterince çerçevelenmemişse, kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını, hatta temel haklarını etkileyecek keyfi uygulamalara yol açabilmesi mümkündür. Bu bakımdan mali yükümler, belli başlı öğeleri de açıklanarak ve çerçeveleri kesin çizgilerle belirtilerek yasalarla düzenlenmelidir.” (Anayasa Mahkemesi’nin E.1986/5 K.1987/7 sayı ve 19.3.1987 tarihli kararından)

Vergi ödevi dolayısıyla taraflar arasında doğan ilişki, yalnızca kamusal bir borç-alacak ilişkisi değildir. Bu maddi ilişkinin yanında, şekli vergi hukukunu oluşturan ve usule yönelik bir kısım ödevler de vardır. Kaynaktan kesme yönteminde olduğu gibi üçüncü şahısların vergilerini onlar adına ödeme, defter tutma, bildirimde bulunma, belgeler (fatura, serbest meslek makbuzu, perakende satış fişi düzenleme, irsaliye kesme vb) düzenleme, defter ve belgeleri saklama gibi şekli yükümlülükler de geniş anlamda vergi ödevinin kapsamında yer alır. Bu nedenle bu hususların da kanun koyucu tarafından düzenlenmesi zorunludur.

Ancak özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında sosyal devlet ilkesinin gelişmesi, ekonomilere daha hızlı müdahale gereksinimlerinin ortaya çıkması, yürütme ve icra organlarının artık seçimle oluşan organlar haline gelmiş olması dolayısıyla yürütmeye duyulan güvenin artması vb gelişmeler verginin yasallığı ilkesinde de bazı yumuşamalar oluşmuş ve anayasalarda bu konunun istisnalarına da yer verilmeye başlanılmıştır. Nitekim bizim anayasamızın 73. maddesinin son fıkrasında da “vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi bakanlar kuruluna verilebilir” hükmü yer almıştır. Görüldüğü gibi bu hükme göre yasama organı, bakanlar kuruluna, vergi kanunlarının belirtilen konularına ilişkin hükümlerinde değişiklik yapma yetkisini bir kanunla verebilmektedir. Ancak bu yetkiyi tanıyan kanunun, değişiklik yapma yetkisinin hangi sınırlar içerisinde kullanılabileceğini de göstermesi gerekmektedir. Bir başka anlatımla bu yetkinin aşağı ve yukarı sınırları kanunla gösterilmelidir. Uygulamada da çeşitli vergi kanunlarına konulan hükümler ile bakanlar kuruluna bu konuda yetki tanındığı ve kullanıldığı görülmekte ve bilinmektedir. Buna karşılık ‘Belediye Gelirleri Kanunu’nda, anayasanın ancak bakanlar kuruluna bırakılabileceğini söylediği tarife veya oran belirleme yetkisinin ‘belediye meclislerine’ bırakıldığı (md. 96/B) görülmektedir. Bu düzenlemenin anayasaya aykırılığına çeşitli yazılarımızda değinmiştik.

Nihayet bir mükellef maktu tarifesi belediye meclisi tarafından belirlenen İlan ve Reklam Vergisi’ne ilişkin beyannamesini ihtirazi kayıtla vermiş ve dava açarak belirlenen tarifenin anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi bulan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşımış, Anayasa Mahkemesi de ön inceleme sonucu davayı kabul ederek 2010/62 Esas numarası ile kayda almıştır.

Çıkacak karar, çok büyük ihtimalle iptal yönünde olacaktır.

Bu iptal kararından yararlanarak belediye meclislerince belirlenmiş yüksek oranlardan İlan ve Reklam Vergisi ödeyenlerin, yasadaki tarife ile belediye meclislerince belirlenmiş tarife arasındaki farktan doğan vergileri geri alabilmeleri için şimdiden beyanlarını ihtirazi kayıtla yaparak dava açmaları gerekmektedir. Yoksa çıkacak karardan ancak karar tarihi sonrası için yararlanabilirler.

29.07.2010 | Referans Gazetesi