VARLIK BARIŞINDA SON DURUM

04.08.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 823 görüntülenme YAZDIR

Varlık barışında son durum

Dr. Bumin DOĞRUSÖZ

Dünya Gazetesi / 04.08.2016

 “Yatırım Ortamının İyileştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”nda yer alan (Tasarıdaki düzenlemeyi daha önce 28.6.2016 günlü yazımda irdelemiştim), ancak kanunlaşma aşamasında metinden çıkartılarak “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına İlişkin Kanun Teklifi”ne alınan Varlık Barışı müeesesesini, Teklifin Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek kabul edildiği şekli ile bu yazımda, tasarı ve teklif metinlerini de karşılaştırarak aktarmaya çalışacağım.

Gerçek ve tüzel kişiler yurt dışında bulunan para, döviz, altın, menkul kıymet veya sermaye piyasası araçlarını, kanunun yayım tarihi itibariyle sahip oldukları gemi, yat ve diğer su araçlarını, 31.12.2016 tarihine kadar Türkiye’ye getirmeleri halinde bunlara serbestçe tasarruf edebileceklerdir. Tasarıya göre, yurt dışından getirilebilecek varlıklar arasından taşınmazlar çıkartılmış (zaten ben de yazımda taşınmaz nasıl getirilecek diye sormuş ve eleştirmiştim), yerine gemi, yat ve diğer su araçları eklenmiştir. Bu şekilde Türkiye’ye getirilip sicil veya kütüğe kaydettirilecek deniz araçları için ithalde alınan vergiler dahil, her hangi bir vergileme yapılmayacaktır. Ancak Türkiye’deki sicil harçlarının yurt dışı sicil harçlarına göre yüksekliği ve özellikle 2. Sicile ilişkin vergi sıkıntıları nazara alınırsa, buradan birkaç küçük tekne veya yat dışında bir şey beklememek gerekir. 

Tasarıdaki metinde Türkiye’ye getirilecek varlıkların nerelere beyan edileceği veya bildirileceği belirlenmiş iken Teklifteki metinde bu hususları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığına bırakılmıştır. Öte yandan Türkiye’ye getirilecek söz konusu varlıklarla ilgili Tasarı metninde yer alan, “bu kıymet veya değerlerle ilgili vergi incelemesi yapılmayacağı, kambiyo mevzuatına göre inceleme söz konusu olmayacağına, gümrük mevzuatı veya kaçakçılıkla mücadele mevzuatı uyarınca yahut Türk Ceza Kanunu’na (Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesinden kaynaklanan suç gelirini aklama açısından) göre soruşturma yapılamayacağına” ilişkin ibare teklif metninde yer almamıştır. Teklif metninde sadece, “hiçbir şekilde vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı ile her hangi bir araştırma, inceleme, soruşturma veya kovuşturma yapılmaz, vergi cezası ve idari para cezaları kesilmez” ibaresine yer verilmiştir. Sanki burada, Türkiye’ye bu varlıkları getirenlere sağlanan yasal güvence, vergi dışı mevzuat kümeleri açısından biraz zayıflatılmıştır. Yurda getirilen bu tutarlar üzerinden her hangi bir vergi ödenmesi söz konusu olmayacaktır. 

Bu kıymetler veya değerlerden, para, altın veya döviz için kanunun yayımı tarihinde veya beyan/bildirim tarihinde yurt dışında mevcut olduğunu tevsik zorunluluğu da maddede yine yoktur. Bu nedenle Tasarı, bir miktar dövizin (örneğin kayıt dışı hasılatı) yurt dışına götürülüp, sonra getirilmesine yol açma ihtimali yine vardır. 

Teklif metnine göre, tasarıdaki gibi, “gerçek ve tüzel kişiler bu fıkrada sayılan –yukarıda aktardığım- varlıkları, diğer kişilerin nam veya hesabına da getirebilirler”. Yani Ahmet Bey’in parası X şirketi adına beyan edilebilecek veya X şirketi yurt dışında kayıt dışı bıraktığı ihracat bedelini patron Ahmet Bey adına beyan edilebilecek. 

1.1.2016 tarihine kadar Türkiye’ye getirilmesi gereken tutarlar, bir şirket tarafından veya bir şirket adına beyan edilerek şirketin defterlerine kaydedilirse ve kanunun yürürlüğe giriş tarihinde mevcut yurt dışı kredilerin ödenmesinde kullanırsa, doğal olarak ülkeye getirme zorunluluğu da söz konusu olmayacaktır. 

Şirketlerin bu beyan ettikleri tutarları kayda almaları da ihtiyaridir. Çünkü teklifte, tasarıdakine benzer şekilde, beyan ve bildirim konusu tutarlar için “işletmeye dahil edilebileceğinden” söz edilmektedir. Bu ifade “işletmeye dahil ederler”den farklıdır, ihtiyarilik ihdas edilmektedir. İşletmeye dahil edilmeme olanağının sonucu olarak, dahil edilse de de, “dönem kazancının tespitinde dikkate alınmayacaktır”. Yani vergiye tabi değildir. Kurumlarca beyan edilen tutarlar, defterlere kaydedilmekle birlikte işletmeden çekilirse, kâr dağıtımı sayılmayacaktır ve bu kar dağıtımı üzerinden stopaj veya yıllık gelir vergisi tarh edilmeyecektir. 

Yani, bahsettiğimiz (X) AŞ, yurt dışında elde ettiği ve kayıtlarında gözükmeyen, patron Ahmet Bey’in yurt dışı banka hesabındaki kayıt dışı hasılatını, şirket olarak beyan eder ve kâr diye dağıtırsa hiç vergi ödemeyecektir. Ahmet Bey’in ise vergisiz aldığı kâr payını bir sonraki varlık barışı hayali ile yine yurt dışına götürme ihtimali de yine pek yüksektir. Bu tip senaryo çoktur. Bunları önleyecek hiçbir düzenleme tasarıda yoktur. Beyan edilen veya bildirilen tutarların ileride başka konularda yapılacak vergi incelemeleri için bir koruyucu kalkan görevi, Taslakda öngörülmemiştir. Yani bu tutarların ileride başkaca konularda bulunacak matrah farkları üzerinden tarh edilecek vergiler açısından bir avantajı olmayacaktır. Yeni varlık barışı, eskilerinden bu yönden ayrılmaktadır. Ancak önceki uygulamadan farklı olarak kanun, mükelleflere vergi kalkanı olarak, “matrah artırımı” müessesesini sunmaktadır. 

Teklifin, tasarı metnine nazaran bir önemli farkı da, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerine, yurt içindeki para, altın, döviz ve menkul kıymetleri ile taşınmazlarını vergisiz olarak kayda alma olanağını sağlamasıdır.