FATURAYI ALAMAZSANIZ

18.10.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 589 görüntülenme YAZDIR

Faturayı alamazsanız…

DÜNYA GAZETESİ 18.10.2016

Kurumlar vergisi, mükelleflerin bir hesap dönemi içerisinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hakkındaki hükümleri uygulanır. Gelir Vergisi Kanunu’nda ticari kazancın tespitine ilişkin düzenlemeler ise 37 ve 38. maddelerde yer almıştır. 

Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunu'nun değerlemeye ait hükümleri ile Gelir Vergisi Kanunu’nun indirilebilecek giderleri düzenleyen hükümleri de dikkate alınmak durumundadır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun "İndirilecek Giderler" başlıklı 40/1. maddesinin (1). bendinde; kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (7). bendinde de Vergi Usul Kanunu’na göre ayrılan amortismanların safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği hükme bağlanmıştır. Burada genel giderlerin matrahtan indirilebilmesi için söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması da gerekmektedir. Bu bilgilerin ışığında yazımızda, bir mükellefin amortismana tabi bir iktisadi kıymet alıpda bu kıymetin faturasını alamadığı bir durumda, bu kıymeti envanterine kaydedip amortisman ayırıp ayıramayacağı sorusuna cevap arayacağız.

Dikkat edilirse, giderlerin düşülmesi veya amortismanın ayrılıp gider yazılabilmesi için, Gelir Vergisi Kanunu’nun ilgili maddelerinde belgeye bağlama ve belgeyi deftere kaydetme koşulu aranmamış, sadece işlemin gerçekliği, bedelin emsale uygunluğu ve illiyet bağı öne çıkartılmıştır.

Aksi düzenleme ise KDV Kanunu’nda söz konusudur. Bu kanunda, yüklenilen KDV’nin indirilebilmesi için, işlemin gerçekliği, bedelin emsale uygunluğu, illiyet bağı gibi özelliklerin yanı sıra işlemin geçerli bir belge ile tevsik edilmesi ve belgenin deftere kaydedilmesi de birer koşul olarak karşımıza çıkmaktadır (KDVK md.29).

İki vergideki bu ayırım doğaldır. Zira gelir vergisi bir kazanç vergisidir ve gerçek kazancı, safi tutar olarak mükellefin gerçek mali gücü kapsamında vergilemeyi hedefler. Buna karşılık KDV, böyle bir hedefi olmayan bir muamele vergisidir.

Bu nedenle bence bu mükellef; işlemi gerçekse, aldığı amortismana tabi iktisadi kıymeti işletmesine getirip işiyle ilgili olarak kullanmaya başladı ise, bu iktisadi kıymetle üretim yapıyorsa, kıymetin bedeli emsale uygunsa, bu kıymeti defterine kaydederek amortisman ayırmaya başlayabilir. Ancak belge alamadıysa, belgeyi alamadığını vergi idaresine bildirmesi, böyle bir durumda basiretli bir davranış olacaktır. Eski bir Danıştay kararından hareketle örnekleyelim. Müteahhit yaptığı binada asansör de koyduysa, ancak asansör firmasından belge alamadıysa, maliyetlerde asansörü dikkate almayıp, binayı asansörsüz mü kabul edeceğiz. Böyle yaparsak, müteahhidin kazancını gerçeğe aykırı matrah üzerinden vergilemiş oluruz.

Vergi idaresinin mükellefin kendisine yapacağı bu ihbar üzerine olayı inceleyip, fatura vermeyeni cezalandırması gerekir. Mükellefin alımı gerçek ve gerçeğe uygun bedele dayanıyorsa, mükellefe hiçbir cezai işlem yapılamaz veya amortismanın reddi yoluna gidilemez. Zira mükellefin faturayı zorla alma hak ve yetkisi yoktur. Zaten böyle bir yola gidecek olursa hareketi suç oluşturacaktır.

Böyle bir olayda, Şanlıurfa Vergi Dairesi Başkanlığı 64958909-213-15 sayı ve 24.5.2016 tarihli Özelgesi ile “Satın aldığınız makinalara ilişkin faturanın satıcı firmadan alınamaması durumunda, söz konusu makinaları envanterinize kaydedebilmeniz ancak, satıcı firma hakkında yapılacak bir vergi incelemesi sonucunda işlemin gerçekliğinin ortaya konulması halinde söz konusu olabilecektir. Öte yandan, belirtilen şekilde yapılacak bir tespit sonrasında envanterinize kaydedebileceğiniz iktisadi kıymetler için amortisman ayırabileceğiniz tabiidir.” şeklinde görüş açıklamıştır.

Yani vergi dairesi diyor ki, durumu bana bildir, tarh zamanaşımı süresi içerisinde satıcıyı bir ara incelerim, -eğer bu arada mükellef kaybolmazsa, adresini değiştirmezse, işi bırakıp adres-i meçhule gitmezse- ve eğer satışa rağmen fatura verilmediğini saptarsam amortisman ayırırsın, yoksa ayıramazsın.

Sağlıklı belge düzenini oluşturacak ve kontrol edecek vergi idaresinin, konuyu tarh zamanaşımı süresi içinde sürüncemeye bırakıp, belgesini alamayan mükellefi zorda bırakması, amortisman ayırma hakkını elinden alması, hem yasa hem de mükellef hakları ile bağdaşmamaktadır. Şimdi bu vergi dairesinin, söz konusu tespiti yapana kadar, mükellefin gerçek ve safi gelirlerini vergilendirdiğini, yani hukuka uygun vergi saldığını söyleyemeyiz.

Üstelik özelgede, tespitin izleyen yıllarda yapılması halinde envantere geç kaydetme dolayısıyla kaybolan amortisman hakkının telafisinin nasıl olacağı, mükellefin düzeltme beyanları ile uğraşıp uğraşmayacağı da belirsiz bırakılmıştır. İstermisiniz, ileride mükellef düzeltme beyanı verip, iade talep ettiğinde yeniden incelemeye sevk edilsin?

Vergi idaresinin, “sen amortisman ayırma hakkını kullan, haksız kullandığını tespit edersem seni cezalandırırım, sana fatura vermeyeni de ben inceler cezalandırırım” demesi gerekirken, mükellefin envantere kaydetme hakkını kendisinin yapacağı tespite kadar ertelemesi hukuken mümkün değildir.

Mükellef haklarını içselleştirmediğimiz sürece, daha çoook af kanunu ve matrah artırımı yaşarız.