BİLGİ VERMEKTEN KAÇINMA

04.02.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 973 görüntülenme YAZDIR

VERGİ USUL KANUNU TASARISI – 7

BİLGİ VERMEKTEN KAÇINMA

(Dünya Gazetesi / 4.2.2016)

Vergi idaresi ile inceleme elemanlarının sağlıklı vergi incelemeleri yapabilmeleri için ihtiyaçları duydukları bilgileri edinme yollarından biri de “bilgi toplama” yolundan geçmektedir. Bu maksatla halen yürürlükte bulunan Vergi Usul Kanununun 148. maddesinde “kamu idare ve müesseseleri ile mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunanlar, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecbur kılınmışlardır.

          Bilgi talebi, kişilerden istenen münferit bilgi talebi şeklinde olabileceği gibi, çeşitli kurum veya kuruluşlara yüklenen sürekli bilgi verme yükümlülüğü şeklinde de olabilir. Bilgi talebinin yazılı olması esas olmakla birlikte sözlü olması da mümkündür. Ancak bilgi vermeme fiiline dayalı yaptırımların uygulanabilmesi, bilginin yazılı olarak istenilmiş olması koşuluna bağlıdır.

          Bilgi isteme hükümleri uyarınca toplanılan bilgiler istihbarat arşivlerinde gizli olarak saklanmaktadır. Bu arşive karşı, kişilerin korunması, kişilerin bu bilgilerden haberdar olması, yanlış bilgilerin düzeltilmesini isteme hakkı gibi konular, ayrıca irdelenmesi gereken konulardır.

          Ancak bazı kişi ve kurumlardan, meslekleri veya faaliyet alanları ile ilgili bilgiler istenemez. Vergi Usul Kanununun 151. maddesine göre; 

1. Posta, Telgraf ve Telefon İdaresinin muhabereler hakkında tutmaya mecbur olduğu mahremiyet saklıdır;

2. Hekimlerden, diş hekimlerinden, dişçilerden, ebelerden ve sağlık memurlarından hastaların hastalıklarının nev'ine müteallik bilgiler istenemez.

3. Avukatlardan ve dava vekillerinden kendilerine tevdi olunan işler veya görevleri dolayısıyle muttali oldukları ahval ve hususların bildirilmesi istenemez; şu kadar ki, bu yasak müvekkil adlariyle vekalet ücretlerine ve giderlerine, ayrıca avukatlık veya dava vekilliği sıfatı dışındaki sıfatları dolayısıyla muttali oldukları ahval ve hususlara şamil değildir.

4. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 88'inci maddesi gereğince gösterilmesi veya teslimi caiz olmıyan evrakın muhteviyatı hakkında bilgi istenemez. Şu kadar ki, doğrudan doğruya vergi ile ilgili olmak üzere, bu gibi evraka müsteniden doğan borçların miktarlarına ve alacaklıların adlarına ait bilgiler istenebilir.”

          Bilgi vermekten kaçınabilecekleri ve kaçınacakları konuları belirleyen bu hüküm, Maliye Bakanlığınca hazırlanan Vergi Usul Kanunu Tasarı Taslağına da aynen aktarılmıştır (Taslak md. 119). Sadece Türkçeleştirme yapılmış ve Ceza Muhakemeleri Kanununun yerini Ceza Muhakemesi Kanununa bırakmış olması dolayısıyla yapılan atıf yeni kanuna uyarlanmıştır.

          VUK md. 151, Taslağa 119. madde olarak aktarılırken, acaba gözden geçirilemez miydi diye düşünmeden edemiyorum. Bir başka deyişle acaba 119. madde yeterli bir madde midir? 

          Örneğin Anayasanın 38/5 maddesine göre; “hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz”.

          Söz konusu Anayasa hükmüne göre, hiç kimseden yakınları ile ilgili olarak ceza tarhiyatına yol açabilecek bilgi veya delil talep edilemez. Bu husus Taslağa aktarılabileceği gibi Taslak, “yakınları” ibaresinin kapsamını çizmemekle de Anayasa’nın gereğini yerine getirmemiş olmaktadır. Bu sınır Ceza Muhakemesi Kanununda tanıklıkla ilgili olarak (nişanlı, eş, boşanılmış eş, kan veya kıyın hısımlığından üst – alt soy, üçüncü dereceye dahi kan veya ikinci dereceye dahil kayın hısımlığı) çizilmiştir (md.45). Öte yandan ifade alacaklara, ifadesi alınacak kişiye varsa tanıklıktan çekinme hakkını hatırlatma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu yükümlülükte bilgi isteyecek inceleme elemanına yüklenebilir.

          Öte yandan sır saklama yükümlülüğü sadece doktorluk, diş hekimliği, avukatlık gibi mesleklerle sınırlı değildir. Sır saklama yükümlülüğü altındaki en önemli mesleklerden biri de muhasebecilik - mali müşavirliktir. 3568 sayılı kanuna göre ifa edilen bu mesleklerin mensuplarına, aynı Kanunun 43. maddesi ile sır saklama yükümlülüğü öngörülmüştür. Mali müşavirin veya muhasebecinin mükellefin sırdaşı olması, zaten işin doğası gereğidir. Şimdi bu sırdaşlığa Vergi Usul Kanununda saygı gösterilmemesi, bana göre mümkün değildir. Aynı şekilde eczacıların da bu kapsama alınması gerekmektedir.

          Öte yandan avukatlar, doktorlar, diş hekimleri kapsama alınırken bunların yardımcılarının, stajyerlerinin veya büroları personelinin kapsam dışı bırakılması da mümkün değildir.

          Bu Tasarı Taslağının gelen eleştirilere göre gözden geçirileceği muhakkaktır. Taslağının irdelediğimiz 119. maddesi gözden geçirilirken, Anayasanın 38/5 maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanununun  “Tanıklıktan Çekinme” ve “Meslek ve Uğraşı Sebebiyle Tanıklıktan Çekinme” düzenlemelerini içeren 45 ve 46. Maddeleri mutlaka dikkate alınmalıdır.