Temel haklar ve vergi ilişkisi

14.01.2010 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 783 görüntülenme YAZDIR

Temel haklar ve vergi ilişkisi
14 Ocak 2010, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Geçen hafta duyurmuştum Bahçeşehir Üniversitesi’nin düzenlediği “Mali Hukukun Anayasadan Beklentileri Sempozyumu”nu. Sempozyum geçen cuma ve cumartesi günleri yapıldı. Tartışmalara bakılırsa, mali hukukun anayasadan o kadar çok beklentisi ortaya çıktı ki… En azından anayasanın vergi ödevine ilişkin ilkeleri düzenleyen 73. maddesinin ve dış ticaret üzerine yüklenebilecek mali yükleri düzenleyen 167/2 maddesinin özünde çok eksik maddeler olduğu noktasında hemen hemen tüm konuşmacılar uzlaştı. 
Sempozyumun tebliğleri yakında bir kitap olarak yayımlanacak. Yayımlandığında duyuracağım. Ancak bu tebliğlerden biri, Marmara Üniversitesi Mali Hukuk Öğretim Üyelerinden Dr. Funda Töralp’in tebliği bir hayli ilgi çekiciydi. Bugün bu tebliği ve bende yarattığı sonucu aktarmak istiyorum. 
“Temel Hak Ve Özgürlüklerin Vergilendirme Yetkisinin Kullanımına Etkisi” başlıklı bu tebliğ, bizim de öteden beri savunduğumuz gibi, anayasanın pek çok hükmünün dolaylı da olsa vergi konusu ile ilgili olduğunu açıkça gösterdi. Şimdi Töralp’in bu tebliğinden kısa kısa da olsa bazı alıntıları aktarmak istiyorum:
“Anayasanın 18. maddesi, kişilerin zorla çalıştırılmalarını yasaklamaktadır. Ancak Köy Kanunu, bedenen çalışma şeklinde salma salınabilmesini öngörmekle bu yasağı ihlal etmektedir. 
Anayasanın 20. maddesi, herkesin özel hayatının ve aile hayatının gizliliğini korumaktadır. Kişinin içinde bulunduğu ekonomik koşulların ve sahip olduğu ekonomik sırların ve yine aynı şekilde ticari kişiliklerin (tüzel kişiler-sermaye şirketleri) özel hayatın oldukça önemli bir unsurunu oluşturması sebebiyle, kişinin ticari ve mali durumunun da özel hayatın gizliliği kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Zira herkes kavramına gerçek kişiler kadar tüzel kişiler de dahildir. Bu açıdan bakıldığında, kod uygulamasını, inceleme elemanı raporlarının gazetelerde çarşaf çarşaf yayımlanmasını anayasal ilkelere uygun bulmak mümkün olmadığı gibi, vergi mahremiyetini düzenleyen Vergi Usul Kanunu düzenlemelerinin de gözden geçirilmesi gerekmektedir. 
Yurtdışı çıkış yasağına ilişkin 6183 sayılı kanunda yer alan yeni düzenlemeleri anayasal ilkelerle bağdaştırmak mümkün değildir. 
Aşırı vergilendirme, özünde mülkiyet hakkına zarar verir. Kişilerin servetleri üzerinde yapılacak aşırı vergileme veya kazanç ve iratlarında anaparada yapılacak vergileme, anayasanın mülkiyet hakkına ilişkin düzenlemelerini ihlal eder.
Anayasanın konut edinme hakkını, çalışma hakkını, adil ücreti düzenleyen veya ailenin yahut orman köylülerinin korunmasına ilişkin düzenlemeleri, vergi mevzuatının da bu yönde koruyucu veya ayrık düzenlemeler getirmesini zorunlu kılmaktadır. 
Anayasanın 35. maddesi uyarınca; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Öte yandan yine anayasaya göre, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açık olmak durumundadır.” 
Ancak vergi hukukunda uzun yargılama süresince gecikme faizinin işlemesi, yargılama sonucunda haksız çıkan mükelleften binde 3,9 harç alınması (buna karşılık haksız çıkan vergi dairesi için böyle bir yükümlülüğün olmaması), zorlaştırılmış yürütmeyi durdurma koşulları ve ödeme emrine karşı dava açanların % 10 haksız çıkma zammı ödeme riskini taşımaları, bu anayasal buyrukların vergi hukukunda yeterince çalışmadığını göstermektedir.” 
Bunlar benim tebliğden aktaracağım bazı satır başları. Kısaca benim bu tebliğden anladığım, “Anayasanın sadece vergi ödevine ilişkin 73. maddesine bakarak, diğer ve özellikle temel ve sosyal haklarla temel özgürlüklere ilişkin hükümlerini yok sayarak vergilendirme yetkisi kullanılamaz”.
Sadece bazılarını aktardığım bu söylenenler doğru. Zaten bazen yazılarımızda vergi hukukunun “vergisinin var ama hukukunun olmadığını” söylememiz, vergi mevzuat ve uygulamalarındaki adaletin Hazine lehine “hep bana adaleti” doğrultusunda çalıştığını yazmamız bu sebeplerle değil mi.
Bu tebliğden sonra epey düşündüm. Hatta kendi konuşmamda da dile getirdim. Galiba anayasanın vergilendirme ödevine ilişkin maddesine, “Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunacak veya bu hak ve özgürlüklerin kullanımını önemli ölçüde sınırlayacak şekilde vergilendirme yapılamaz” biçiminde bir anayasal buyruğun yeni bir fıkra olarak eklenmesinde büyük yarar olacak.
Bir önemli tebliğ de “geçmişe etkili vergileme yapılamayacağı” konusundaki Prof. Dr. Gülsen Güneş’in tebliği idi. Bu tebliğden bahsedemedim ama bu iki tebliği, pazartesi saat 15:15’te TRT-2 ekranlarında “İşte Gündem” programında tartışacağız.

14.01.2010 | Referans Gazetesi