SERMAYE AVANSLARI ÜZERİNDEN İNDİRİM

09.08.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 812 görüntülenme YAZDIR

Sermaye avansları üzerinden indirim

Dr. Bumin DOĞRUSÖZ

Dünya Gazetesi / 09.08.2016

6637 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun “diğer indirimler” başlıklı 10. maddesine eklenen (ı) bendi ile şirketlerin nakit yoluyla sermaye artırımlarını teşvik etmek, bu yolla yabancı kaynak yerine özkaynağa yönelmelerini özendirmek amacıyla bir teşvik düzenlemesi getirilmiş ve 1.7.2015 tarihinden sonra uygulanmaya başlanılmıştır. Bu düzenlemeye göre; “sermaye şirketleri, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan “Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı” dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın % 50’si” kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından indirileceklerdir. 

Bu % 50 oranı, Kanunun yayımından sonra Bakanlar Kurulu Kararı ile bazı haller için yükseltilmiş, bazı haller için ise sıfıra indirilmiştir. Anılan Bakanlar Kurulu Kararı 30.6.2015 günlü Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Daha sonra Maliye Bakanlığı gerek Kanun düzenlemesinin, gerek Bakanlar Kurulu Kararının uygulamasına ilişkin görüşlerini 9 sayılı Kurumlar Vergisi Genel Tebliği ile açıklamıştır. Ancak bu Genel Tebliğde, katılmadığım pek çok yön olmakla birlikte, sermaye avansları konusu boşlukta kalmıştı. 

Bu defa yayımlanan 10 sayılı Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde sermaye avansları konusu açıklığa kavuşturulmuştur. Bu düzenlemeye göre; “İleride gerçekleştirilecek sermaye artırımından kaynaklanan sermaye taahhüdünün yerine getirilmesinde kullanılmak amacıyla, sermaye artırımına ilişkin karardan önce ortaklar tarafından sermaye avansı olarak şirketin banka hesabına yatırılan tutarların; a) Banka hesabına yatırıldığı tarihten itibaren şirketin bilançosunda öz sermaye kalemleri arasında yer alan “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmesi ve b) Banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar bu tutarlarla ilgili sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil ettirilmesi şartıyla, söz konusu kararın ticaret siciline tescil ettirildiği tarih esas alınarak indirim uygulamasında dikkate alınması mümkündür.” 

Açıklamaya göre; şirketin banka hesabına yatırıldığı tarihi kapsayan hesap döneminde sermaye eklenmeyen sermaye avansı niteliğindeki tutarların, indirim uygulamasında dikkate alınması mümkün değildir.

Ayrıca, şirketin banka hesabına yatırıldığı tarihten itibaren bilançoda öz sermaye kalemleri arasında yer alan “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmeyen tutarlar için, ilgili hesap döneminde bu tutarları kapsayan sermaye artırımı gerçekleştirilse dahi indirim uygulamasından faydalanılması mümkün bulunmamaktadır. Ortak tarafından sermaye avansı bankaya yatırıldığında, önce ortaklara borçlar hesabına alınsa, sonra “diğer sermaye yedekleri” hesabına aktarılırsa, Tebliğe göre uygulamadan yararlanmak yine mümkün olmayacaktır. Çünkü 9 sayılı Genel Tebliğ’de, bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışlarının indirim tutarının hesabında dikkate alınmasının mümkün olmadığı açıklanmıştır. 

Bu Genel Tebliğ açıklaması, birçok sonucu da beraberinde getirmektedir. Ortağın bir başka sermaye şirketi olması halinde, verilen sermaye avansları veren şirkette borç kamufl ajı gibi yorumlanmakta ve veren şirket aleyhine transfer fiyatlandırması raporu yazılmaktaydı. Eğer sermaye avansı veren şirket bir yabancı ortak şirketse, aleyhine transfer fiyatlandırması raporu yazılamadığı için, bu defa emsal faiz üzerinden sorumlu sıfatı ile KDV aranmaktaydı. Her halde denetim elemanları artık bu görüşlerinden vaz geçmek durumunda kalacaklar ve bu konuda açılan davalarda davalı idareler de sermaye avansı müessesesinin ne vergi hukuku ne de ticaret hukuku mevzuatında yer almadığı eleştirisini artık yapamayacaklardır. Hele bir Raporda söylendiği gibi, sermaye avansının verildiği ay içerisinde sermayeye dönüştürülmediği eleştirisi de artık getirilemeyecektir. 

Ancak burada sermaye avansının, takvim yılı sonuna kadar sermayeye dönüştürülmesi zorunluluğu yanlıştır. Burada sürenin, en azından bir yıl olması gerekmektedir. Örneğin sermaye avansının ocak ayında verilmesi ile kasımda verilmesi arasında süre yönünden eşitsizlik vardır. Öte yandan yabancı sermayeli şirketlerin ve halka açık şirketlerin, kamu otoritesinden almaları gereken çeşitli izinler dolayısıyla bu bir yıllık süreye uymaları dahi bazen zorlaşmaktadır. Özellikle sermaye avansının, büyük ortak tarafından yatırılması halinde küçük ortakların açacakları sermaye artırımını tedbir yoluyla durdurma çabaları da süreci bazen 2 – 3 yıl uzatabilmektedir. Örneğin Danıştay 3. Dairesi, sermayeye 4 yıl sonra dönüştürülen bir avans ödemesinde muvazaa iddiasını, davacının haklı sebepleri karşısında, kabul etmemiştir. 

Öte yandan ortaklardan nakden alınan borçların, ortakla yapılan anlaşma sonucu sermayeye dönüştürülmesinde, paranın doğrudan diğer sermaye yedeklerine alınmamış olması dolayısıyla uygulamanın kabul edilmemesi, şeklin özün önüne geçmesi sonucunu doğurmaktadır. Öze bakılmamakta, şekli kayda itibar olunmaktadır. Bu da mükellefleri, “önce borcu öde, bir saat sonra sermaye avansı al” gibi hülleli yollara zorunlu olarak itmektedir. Bakanlığın bu görüşünü de gözden geçirmesinde fayda vardır.