TÜRKÇEYİ KULLANMA ZORUNLULUĞU

08.04.2010 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 941 görüntülenme YAZDIR

TÜRKÇEYİ KULLANMA ZORUNLULUĞU
8 Nisan 2010, A.Bumin DOĞRUSÖZ

10 Nisan 1926 tarihinde kabul edilerek 22 Nisan 1926 tarihli Resmi Gazete’de, aynı gün yürürlüğe giren çok önemli bir Kanun bulunmaktadır. “İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun” adını taşıyan bu Kanuna göre, “Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe tutmağa mecburdurlar.” (md.1).

Bu zorunluluk, yabancı şirket ve müesseseler için, Türk müesseseleri ile Türkiye uyruğunda olan kişiler ile muhabare, muamele ve temaslarına ve Devlet kurumlarına ibraz zorunluluğunda bulundukları evrak ve defterlerine hasredilmiştir.(md.2)

Yine bu Kanuna göre yabancı şirket ve müesseseler yazışma ve işlemlerinde Türkçeden başka bir lisanı dahi ayrıca kullanabilirlerse de asıl olan Türkçe olup, sorumlu imzaların Türkçe metin üzerine atılması gerekmektedir. Bu kurala rağmen imza diğer lisanla yazılmış kısım veya nüshanın altına atılmış olsa dahi Türkçesi muteberdir.

Bu düzenlemelere uymamanın yaptırımı ise Kanunun 4. Maddesinde, bu Kanuna aykırı olarak düzenlenmiş olan işlem ve belgelerin şirket ve müesseseler lehine dikkate alınmaması şeklinde belirlenmiştir. Kanunun 7. Maddesi ayrıca bu Kanuna aykırı hareket edenlerin yüz günden az olmamak üzere adli para cezasıyla cezalandırılmasını öngörmüştür.

Ayrıca 1353 sayılı “Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” uyarınca şirket ve tüm özel kuruluşların Türk harflerini kullanmaları, Türk Ticaret Kanununda (md.66/1) ve Vergi Usul Kanununda (md.215/1) defterlerin Türkçe tutulması, zorunlu kılınmıştır.

Her ülkenin kendi milli dilini ülkesinde hakim kılmak üzere mevzuat düzenlemeleri yapması ve aykırı davranışlar için çeşitli yaptırımlar öngörmesi doğaldır. Ancak buna rağmen ticari yaşamda bazen kişilere formalite şeklinde sunularak da olsa yabancı dilde sözleşmeler imzalatılabilmektedir. Bu sözleşmeler ise ileride çeşitli sorunlara yol açmaktadır.

Bu sorunların en güzel örneklerinden birine geçenlerde bir Yargıtay Kararında rastladım. Karara konu olayda Emine hanım Aralık  2994’de bir bankaya, bankanın Bahreyn şubesindeki hesaba, % 24 faizle 1.661.000 lira yatırır. Parayı yatırırken de kendisine formalite gereği denilerek İngilizce bir metin imzalatılır ve türkçe tercümesi dahi kendisine verilmez. Emine Hanım parayı ve faizini çekmeye gittiğinde kendisine, “hesabın açılışında kendisinin vadeli/spot döviz alım satım işlemleri sözleşmesi imzaladığı, bu sözleşme uyarınca mevduatı ile vade bitiminde döviz alındığını, vade tarihinde döviz kurunun düşük olması sebebiyle doğan zarardan kendisinin sorumlu olduğu ve hesabında 1.530.824 TL bulunduğu” söylenmiştir.

Beklediği faiz gelirinin de ötesinde ana paranın da bir kısmından olan Emine Hanım doğal olarak banka aleyhine dava açmıştır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi E.2009/2051 K.2009/5292 sayı ve 4.5.2009 günlü Kararında, “Davalı bankanın Bahreyn Şubesine gönderilmek üzere Pendik şubesinden para yatırıldığı, işlem esnasında davacıya İngilizce sözleşme imzalatıldığı, hesaptan para çekilmek istenildiğinde bankanın bu İngilizce sözleşmeye dayandığı, 805 sayılı Kanunun –yukarıya aktardığımız- 1 ve 4. maddeleri karşısında bankanın Türkçe düzenlenmeyen bu sözleşmelere Davacının imzasını taşısa dahi dayanamayacağı, dolayısıyla bankanın Davacının emir ve talimatı olmadan mevduatı dövize çevirdiği” gerekçesi ile Emine Hanımın zararının bankaca karşılanmasına karar vermiştir. (Kararın tam metni Legal Mali Hukuk Dergisinin Nisan 2010 sayısında yayınlanmıştır)

Bu nedenle, bir sözleşmeyi yabancı dilde düzenlemek gereken hallerde, Türkçe metni de oluşturmak ve imza altına almak, taraflar arasında  geçerli metin olarak da Türkçe metnin kabul edildiğini sözleşmede vurgulamak zorunludur.

Referans gazetesi 8/4/2010