VERGI YARGISININ SORUNLARI

08.03.2016 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1785 görüntülenme YAZDIR

VERGI YARGISININ SORUNLARI

(8.3.2016 / Dünya Gazetesi)

Geçtigimiz günlerde vergi yargisini konu alan iki önemli toplanti yapildi. Bunlardan birincisi Vergi Hukuku Platformu (VEHUP) tarafindan düzenlenen “Vergi Yargisinda Olasi Gelismeler” konulu toplanti. Digeri ise Vergi Müfettisleri tarafindan Antalya’da düzenlenen “1. Ulusal Vergi Yargisi Paneli”. Birincisinin konusmalari yayinlanacak. Ikincisinin konusmalari da yayinlanacak, ancak yayinlanana kadar Vergi Müfettisleri Derneginin youtube kanalindan izleyebilirsiniz.

Benim de konusmaci olarak katildigim ve tamamiyla izledigim her iki toplantida son derece basarili geçti ve bir çok saptamalarda bulunuldu. Toplantilarda vergi yargisi bazinda olmak üzere Idari Yargilama Usulü Kanununda 6545 sayili Kanunla yapilan –basta istinaf sistemi olmak üzere- ve pek çogu 20.7.2016 tarihinde yürürlüge girecek degisiklikler ile Adalet Bakanligi tarafindan hazirlanan ve Idari Yarginin Hizlandirilmasi amaçli Kanun Tasarisi Taslagi tartisildi.

Ortaya, idari yarginin hizlandirilmasinin Idari Yargilama Usulü Kanununda bazi degisiklikler yapilmasi yoluyla mümkün olmadigi, sorunun idarelerin ihtilaf yaratici ve hukuku içsellestirmemis davranislarindan kaynaklandigi, bu nedenle idarelerin bu tutumu degismedikçe dava yigilmalarinin önüne geçilemeyecegi seklinde bir genel sonuç ortaya çikti.

Ortaya çikan bir baska sonuç ise yapilan ve yapilmasi düsünülen degisikliklerin, yargiyi hizlandirmasi amaci tasisa dahi, dava yigilmasini önlemeyecegi, hizli bir yargiyi ortaya çikartmayacagi, pek çok halde tam tersine savunma hakki zayiflatilmis bir yarginin ortaya çikacagi ve bunun da adalete hizmet etmeyecegidir.

Gerçi burada savunma hakkinin konumunun da ayrica tartisilmasi gerekmektedir. Çünkü idari davalarda ve özellikle vergi yargisinda savunma ve ispat yükü tasiyan konumunda davaci olmaktadir. Oysa bunun tam tersinin olmasi, savunmayi yapanin, islemi yargilanan idare olmasi gerekmektedir. Ancak simdilik, uzun bir irdelemeyi gerektiren bu sorunu bir kenara birakiyorum.

Gerçekten yapilmis ve yapilacak degisiklikler incelendiginde, savunma hakkinin güçlendirilmesi yönünde önemli bir adim atilmadigi, hatta savunma hakkinin hizli yargilama adina zayiflatildigi görülmektedir. Örnegin, birinci derece mahkemesinin kararinin sadece hukuki yönden incelenmeyecegi, maddi olayin da nitelendirilmesinin tekrar tartisilacagi istisnaf mahkemelerinde durusma yapilmasinin mahkemenin takdirine birakilmasi savunmayi zayiflatici bir düzenlemedir. Tek dilekçe üzerinden görülecegi ve verilecek karara karsi karar düzeltme yolunun ve belli rakkamin altinda temyiz yolunun da kapali olacagi dikkate alinirsa istinaf mahkemeleri huzurunda durusma daha da önem tasimaktadir. Istinaf mahkemelerinin de Danistayin yolunu izlemesi ve durusma yapmadan dosya üzerinden karar vermeyi tercih etmesi pek muhtemeldir. Oysa burada savunma açisindan durusmanin gerekip gerekmedigi, mahkemenin degil, savunma makaminin karar verecegi bir konudur. Eger davaci, savunmasi açisindan durusmayi gerek görüyorsa buna saygi gösterilmesi gerekmektedir.  

Ikinci dilekçelerin kaldirilmasinin öngörülmesi (daha önce replik-düplik asamasinin kaldirilmasi olarak yazmistim), tek dilekçe üzerinden yargilamanin yapilmasi da savunma hakkini kisitlamaktadir. Idarelerin verecegi dilekçelere cevap verip vermemek de davacinin takdir edecegi bir husus olmakla birlikte, mahkemenin uygun bulmasi kosuluna tabi kilinmaktadir. Oysa bu defa mahkeme, ikinci dilekçelere gerek görürse, yargilama su andaki duruma göre yavaslar  hale gelmektedir.  

Unutulmamasi gereken nokta, verilecek kararin hukuka uygunlugu kadar, taraflarin adalet duygusuna da hizmet etmesi geregidir. Bu da ancak hakkaniyete uygun bir yargilamayi gerektirmektedir.

Bu hususlarda irdelenmesi ve yazilmasi gereken konu, çoktur. Bizde ilerideki yazilarimizda bunlari ele alacagiz.

Yazilarimda pek fikra anlatmam ama bu yazimda bir degislik yapip bir fikra ile yazimi bitirmek istiyorum. Çünkü fikra yazi konusuna tam oturuyor. Fikrayi, Ali Sirmen’in 5 Mart 2016 günlü Cumhuriyet Gazetesinde yayimlanan köse yazisinda okudum ve aynen aktariyorum.

“Bir Türk gazeteci Avusturyali meslektasina takilmis:

- Çok hos ülkesiniz vallahi, deniziniz yok ama Denizcilik Bakaniniz var.

Avusturyali Gazeteci dudaklarinin ucunda bir tebessümle yanitlamis:

-Ne var ki bunda? Sizde de Adalet Bakani var ya!”