SERMAYE ÜZERİNDEN FAİZ İNDİRİMİNDE TEREDDÜTLER

06.08.2015 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 865 görüntülenme YAZDIR

SERMAYE ÜZERİNDEN FAİZ İNDİRİMİNDE TEREDDÜTLER

(6.8.2015 tarihli DÜNYA Gazetesinde yayımlanmıştır)

 

6637 sayılı Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununun “diğer indirimler” başlıklı 10. maddesine eklenen (ı) bendi ile şirketlerin nakit yoluyla sermaye artırımlarını teşvik etmek, bu yolla yabancı kaynak yerine özkaynağa yönlenmelerini temin etmek amacıyla yeni bir düzenlemeye gidilmiştir. Bu düzenlemeye göre “sermaye şirketleri, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın % 50’si” kurumlar vergisi beyannamesinde kurum kazancından indirileceklerdir. Bu % 50 oranı, Kanunun yayımından sonra Bakanlar Kurulu Kararı ile bazı haller için yükseltilmiş, bazı haller için ise sıfıra indirilmiştir. 

Bu düzenlemeleri daha önce iki yazıma konu etmiştim.

Bu düzenlemeler 1 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak bu güne kadar bu düzenlemenin uygulamasıyla ilgili idari görüşü yansıtacak bir Genel tebliğ veya Sirküler yayınlanmamıştır. Ancak bu konuda uygulamada tereddütlere veya anlayış farklılıklarına yol açan pek çok konu vardır. Bunu en azından, bana yöneltilen sorulardan görmekteyim.

Üzerinde en çok durulan konu, ortakların şirketten alacaklarının 15 Temmuz’dan sonra şirkete sermaye olarak konulması halinde, bu düzenlemeden yararlanma olanağının olup olmayacağıdır. Bence yararlanılması gerekir. Çünkü düzenlemenin amacı sermaye şirketlerini olabildiğince özkaynakla çalışan güçlü mali yapılara kavuşturmaktır. Öte yandan şirket ortağının alacağı hiçbir zaman özsermayenin bir unsuru değildir. Bu nedenle alacağın sermayeye eklenmesi, kanunun amacına hizmet edecektir. Öte yandan şirket, her zaman bu borcu ödeyebileceğine, ortak da elde ettiği alacağını (nakdini) şirkete sermaye koyabileceğine göre, şirketleri bu şekilde gereksiz işlemleri yapmaya zorlamamak gerekir. Ancak, muvazaalı hallerin varlığı hiç şüphesiz bu olanaktan yararlanmaya da engel olacaktır.

Üzerinde çok durulan bir başka konu ise şirketteki geçmiş yıl kârlarının sermayeye eklenmesi konusudur. Burada da, yukarıdaki gibi düşünüyorum. Şirketin nakden kâr olarak dağıtabileceği her tutarın, sermayeye eklenmesinin, bu yeni müesseseden yararlanma olanağını da sağlayacağı inancındayım.

Bir okurum da, nakdi sermaye artırımı yapıldıktan sonra izleyen yıllarda da bu müesseseden yararlanılıp yararlanılamayacağını ve buna bağlı bazı konuları sormuş. Nakdi sermaye artırımının yapıldığı dönemi izleyen hesap dönemlerinde de bu indirimden yararlanılabilinecektir. Hatta, kazanç yetersizliği dolayısıyla yararlanılamayan tutar, izleyen hesap döneminde de indirim konusu yapılabilecektir. Ancak indirilemeyen tutarın izleyen yıllara aktarılmasında her hangi bir endeksleme yapılması söz konusu değildir.

Tereddüt yaratan bir konu da, Bakanlar Kurulu Kararı ile yapılan oran farklılaştırılmasının uygulama şekline ilişkindir. Kararnameyle % 50 oranı, payları borsada işlem gören şirketler için, borsada işlem görebilir paylarının nominal tutarının sermayeye oranına göre % 75 ve % 100 olarak uygulanması öngörülmüş, nakdi olarak artırılan sermaye tutarını yatırım teşvik belgeli yatırımlarında kullanan şirketler için, % 75 olarak uygulanması hükme bağlanmıştır. Borsada payları işlem gören bir şirketin aynı zamanda teşvik belgeli yatırımı olsa ve artırımla gelen nakdi sermayeyi bu yatırımına tahsis etse, her iki oran artırımından da yararlanıp yararlanamayacağı tartışmalıdır. Bence yasa düzenlemesinin bir teşvik maddesi olduğu dikkate alınırsa, her iki oran artırımının da uygulama alanını bulması gerekir. Nitekim Bakanlar Kurulu, % 50 oranını, halka açık şirketler için % 150’ye kadar artırmaya yetkilidir. Bu nedenle söz konusu konumdaki teşvikli yatırım yapan bir halka açık şirket için oranın, Kararnameye göre en fazla % 125 uygulanabilecek olması, bu sınır dahilindedir.

Tarafıma gelen bir soru da, nakdi sermaye artırımın Şubat 2015 ayında yapıldığı, nakden artırılan tutarın dörtte birinin ödendiği, kalan kısmın ödemesinin ise ana sözleşme ile Ekim  2015 ayında yapılmasının öngörüldüğü, dolayısıyla Kanunun yürürlüğünden sonra nakden yapılacak sermaye taahhüt ödemesi için, Kanunun getirdiği bu olanaktan yararlanmanın mümkün olup olmayacağına ilişkindir.  Kanaatimce bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekmektedir. Çünkü yapılacak ödemeler, hükmün yürürlük tarihinden önce yapılmış sermaye artırımının taksit borçlarıdır. Borcun doğumunda yasa maddesi (eklenen bent), henüz yoktur. Bu nedenle söz konusu düzenlemeden 1.7.2015 tarihinden sonra tescil edilmiş sermaye artırımlarının yararlanabileceği kanaatindeyim.

Bir önemli soru da nakit kavramının kapsamıdır. Gelir İdaresi Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin 5.3. ve 5.6.2.4.1 maddelerinde nakit kavramını, “şirketin kasasında veya bankada bulunan nakit varlıklar ile nakit olarak tahsil edilmese de her an nakde dönüştürülmesi kolay altın, Devlet tahvili, Hazine bonosu, Toplu Konut İdaresince çıkarılan veya İMKB’de işlem gören hisse senetleri, çekler, tahvil ve bonolar”  şeklinde değerlendirmiştir. Bakanlık bu yorumu yine benimseyecek olursa (ki bence aksi zor), kasa veya bankadaki nakit dahi nakit kavramı içerisinde mütalaa edilirse, birikmiş geçmiş yıl kârlarının veya ortak alacaklarının sermayeye eklenmesinin de nakdi artırım içinde mütalaası doğal olacaktır. Zaten anılan bent metni, yeni veya dış kaynak dememiş, nakdi artırım demiştir.