TASARIDA VERGİ CEZALARI

19.01.2016 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 962 görüntülenme YAZDIR

VERGİ USUL KANUNU TASARISI - 3

TASARIDA VERGİ CEZALARI

(19.1.2016 günlü Dünya Gazetesinde yayınlanmıştr)

          Maliye Bakanlığınca hazırlanan Vergi Usul Kanunu Tasarı taslağında vergi ceza sistemi, eski sistem esas alınmakla birlikte pek çok önemli değişikliklerle birlikte yeniden kurgulanıyor.

          Vergi ziyaının tanımı değişmemekle birlikte vergi ziyaına yol açan fiillere verilen idari para cezasında bazı değişiklikler öngörülmekte.

          Taslağa göre; vergi ziyaına sebebiyet veren fiilin ikmalen veya idarece tarhiyatı gerektiren fiillerden olması halinde uygulanacak ceza, halen olduğu gibi kayba uğratılan cezanın bir katı olacaktır. Ancak  vergi ziyaına sebebiyet veren fiilin re’sen tarhiyatı gerektiren fiillerden olması halinde uygulanacak cezanın kayba uğratılan verginin iki katı olması öngörülüyor.

          Vergi ziyaına yol açan fiiler için uygulanacak idari para cezasının kademeli olması, uzun zamandır bizim de savunduğumuz bir görüştür. Ancak kademenin, incelemenin harici incelemeyi gerektirip gerektirmemesi, mükellefin kasten hareket edip etmediği, vergi ziyaının maddi gerçeğe mi yoksa vergi güvenlik müeeseselerinin uygulamasından mı kaynaklandığı, mükellefin inceleme elemanı ile işbirliği içinde olup olmadığı gibi faktörlere göre olması gerekirken, tarhiyat şekline göre yapılacak kademelendirme bence hem yanlıştır hem de idarenin ve yargının iş yükünü arttıracaktır.

          Her şeyden önce, ceza üzerinde idare söz sahibi olacaktır. Danıştay’ın eski yıllardaki içtihadına göre ikmalen yapılabilecek bir tarhiyat re’sen de yapılabilir. Ancak Danıştay Kararlarında son yıllarda tarhiyat tipi üzerine bir tartışmaya rastlamak mümkün değildir. Em azından bu konuda çeşitli davalarda ileri sürülen savlar, kararlarda, -önemli görülmemiş olacak ki- tartışma konusu yapılmamıştır.

          Taslağın uygulanması halinde, ceza tarhiyatları aleyhine açılan davalarda bu defa, tarhiyatın doğru tipe göre yapıldığını idare ispat etmeye çalışacak, yargı bir de bunu incelemek ve tartışmak durumunda kalacaktır. Hele ki eski içtihatların,  yani ikmalen tarhiyat konusu bir tarhiyatın re’sen de yapılabileceği görüşü benimsenirse, bu defa da kesilecek ceza üzerinde idare söz sahibi olacaktır.

          Öte yandan Taslak’da, vergi ziyaı cezası kesilmesini gerektiren fiillerin, mükellefiyet tesis ettirilmesi gerektiği halde tesis ettirilmeksizin ticari, zirai veya mesleki faaliyette bulunmak suretiyle işlenilmesi halinde cezanın yarı oranda arttırılarak kesilmesi öngörülmektedir.

          Mükellefiyet dışı kalmanın, bir başka deyişle kayıt dışı çalışmanın önüne geçmek için öngörülen bu düzenlemeye, ana fikir itibariyle katılmamak mümkün değildir. Ancak burada dikkate alınması gereken bir nokta da, maddi vergi kanunlarının pek çok gri alan içerdiği, bazı hallerde mükellefiyet tesis ettirmenin gerekip gerekmediğinin dahi tartışmalı olduğu, hatta bazı konularda idari anlayış ile ile yargı anlayışı arasında farklılıklar bulunduğu hususudur, ki bu husus pek çok haksız ceza artırımlarına da yol açabilecek niteliktedir.

          Örneğin, dernek ve vakıfların bazı faaliyetlerinde iktisadi işletmenin ne zaman meydana geldiği net çizgilerle belli değildir. Miras kalan arsada kat karşılığı inşaat yaptırıp gelen daireleri satan pek çok kişiye mükellefiyet tesis ettirilip cezalı ticari kazanç tarhiyatı yapılmasına karşılık, yargı anlayışında bu faaliyet mükellefiyet tesis ettirmeyi gerektiren bir ticari faaliyet olarak görülmemektedir.

          Bu konu daha önce Vergi Konseyinde de tartışılmış ve Konsey Tasarı Taslağında, halen mevcut Kanunda bulunan (ki yeni taslağa da alınan) işe başlamanın belirtisi kabul edilen haller gerçekleşmesine rağmen mükellefiyet tesis ettirmeme özel olarak bir ceza düzenlemesi kapsamına alınmıştı. Yine aynı yol benimsenebilir.

          Öte yandan hürriyeti bağlayıcı cezaları gerektiren fillerin, mükellefiyet tesis ettirmeden işlenilmesi halinde hükmedilecek hürriyeti bağlayıcı cezanın da yarı oranda arttırılması öngörülmektedir. Aynı sakınca burada da mevcuttur.

          Kaldı ki, Taslak’da yer alan, vergi suçları için verilecek hürriyeti bağlayıcı cezalar konusunda hükmün açıklanmasının geri bırakılamayacağı veya cezanın ertelenemeyeceği yahut seçenek yaptırımlara (örneğin para cezasına) çevrilemeyeceği şeklindeki düzenleme de pek ağırdır. Vergi suçlarından çok daha ağır nitelikteki suçların cezası için bu müesseseler uygulanabilirken, zaten yaptırım olarak ceza adaletine dahi aykırı şekilde (ki bunu daha önce de yazmıştım) ağır olan vergi hapis cezalarında bu müesseselerin uygulanmamasını düzenlemek, ceza sistemini hem de ceza adaletini daha fazla zedeleyecektir.