VERGİ USUL KANUNU MÜKERRER MADDE 257 DÜZENLEMESİ ve SUÇTA ve CEZADA KANUNİLİK İLKESİ

26.09.2016 Dr. Ezhan DOĞRUSÖZ- 1818 görüntülenme YAZDIR

 VERGİ  USUL  KANUNU  MÜKERRER  MADDE  257   DÜZENLEMESİ  ve  SUÇTA  ve  CEZADA  KANUNİLİK İLKESİ                                                                                                                                     

                                                                                                                                    * M.  Ezhan  Doğrusöz

 

I- GİRİŞ

       Günümüzde,  mükelleflerce  kullanılan,  vergi  hukukumuzda  da  sağlıklı  bir  vergi  denetimi  ve  tahsilatının  yapılmasında  da  önemli  bir  fonksiyona  sahip  bulunan  defter  ve  belgelerin  ihdasında  Vergi   Usul  Kanununun  yanı  sıra  Maliye  Bakanlığının düzenlemeleri de  önem  arz  etmektedir.  

        Defter  ve  belgeler  konusunda  Maliye Bakanlığına  tanınan  düzenleme  yetkisi, Vergi  Usul  Kanunu  mükerrer  madde  257’de  yer  almaktadır. Ancak, gerek  bu  düzenleme  yetkisi  ve  gerekse  de  bu  yetkiye  dayanılarak  oluşturulan  bu  defter  ve  belgelerde  ceza  uygulaması,  üzerinde  tartışılan  konuları  teşkil  etmiştir.

       Bu yazıda, mükerrer  madde  257  düzenlemesi  ve  gerekse  de  bu  düzenlemenin  verdiği  yetkiye  dayanılarak  ihdas  edilen  belgelerde  ceza  uygulaması, yargı  ve   doktrinde  yer  alan  görüşlere de yer  verilmek  suretiyle   ele  alınmaktadır.

II- SUÇTA ve CEZADA KANUNİLİK İLKESİ

      Ceza  hukukunun  en  temel  ilkelerinden  birisi  olan  kanunilik  ilkesi, hangi  davranışların  suç  olarak  düzenlendiğinin  önceden  kanun  tarafından  gösterilmesi  ve  bu  suçu  işleyenlerin  görecekleri  yaptırımların kanun tarafından  önceden  belirlenmesidir. Bu  şekilde, yasak  davranışların  önceden  gösterilmesi  suretiyle, kişi  özgürlüğünün  sınırları  önceden  belirlenmiş  olmaktadır, yani  kanun tarafından  açıkça  yasaklanmayan  her  davranış  serbesttir[1]. Suçta  kanunilik  ilkesi  gereğince, kanunun  açıkça  suç  saymadığı  bir  fiilden dolayı  kimseye  ceza  verilemez. Keza, kanunun  açıkça  cezayı  arttırıcı  bir  neden olarak  öngörmediği  bir  husustan  dolayı  da  kimsenin  cezası  arttırılamaz.  Cezada  kanunilik  ilkesi  gereğince, hiç  kimse  belli  bir  suçla  ilgili  olarak  kanunda  öngörülmeyen  bir  ceza ile  ya  da  kanunda  öngörülen  cezadan  daha  ağır  bir  ceza  ile  cezalandırılamaz[2]. Fiilin  işlenmesinden  evvel  mevcut  bir  kanun  olmadan  suç  ve  ceza  olmaz. Suç  ve  cezanın  kanunda  yer  alması, zaman  itibarıyla  fiilden  (yani  fiilin  işlenmesinden)  önce gerçekleşmelidir[3]. Suçun  unsurları, cezası  ve  cezayı  etkileyen  nedenler  yasada  açık  seçik  belirtilmiş  olmalıdır. Bu  çerçevede  fiilin  suç  olup  olmadığı, hangi  cezanın  verileceği  konusunda  tereddüde  yer  veren  hükümler, kanunilik  ilkesine ve  onun  güvence  işlevine  aykırıdır[4]. Başta  suçun  unsurları  olmak  üzere, cezalandırılabilirliğin  tüm  şartlarının  kanun  koyucu tarafından  belirlenmesi  gerekir. Esasen  Anayasanın  temel  hak  ve  özgürlüklerin  ancak  “kanun”la  sınırlandırılabileceğini  öngören  13. maddesi, Kanun  Hükmünde  Kararnamelerle  hak  ve  özgürlükler  alanında  düzenleme  yapılamayacağını  düzenleyen  91. maddesi  ve  suçta  ve  cezada  kanunilik  ilkesine  yer  veren  38.maddesi  idarenin  düzenleyici  işlemleriyle  suç  ve  ceza  konulamayacağını  açıkça  ortaya  koymaktadır[5].   

     Suç  ve  cezaların  kanuniliğinin  amacı  kişi  özgürlük  ve  güvenliğini  teminat  altına  almak, iktidarın  keyfiliklerini  önlemektir. Gerçekten  kişinin  hareketi  kuralın  suç  olarak  düzenlediği  soyut  tanım  içine  giriyorsa  cezalandırılacak, aksi  halde  cezalandırılmayacaktır[6].

     Türk Ceza Kanununun[7] 2. maddesinde ifadesini  bulan   suçta  ve  cezada  kanunilik  ilkesine[8], 1982  Anayasası’nın[9]  38.  maddesi  de yer  vermiştir[10].

III-  VERGİ  USUL  KANUNUNDA  DEFTER  ve  BELGE  DÜZENLEMESİNDE  MÜKERRER  MADDE  257  UYGULAMASI    

     Esas  olarak  beyan  sistemine  dayalı  olan  vergi  hukukumuzda  defter  ve  belge  düzeni  büyük  öneme  sahip  bulunmaktadır. Bu  önem, gerek  vergi  hasılatının  elde  edilmesi  gerekse  mükellefin  beyanının  doğruluğunun  tespiti, dolayısıyla  vergi adaletinin  gerçekleşmesi  açısından da  ortaya  çıkmaktadır. Defter  ve  belge  düzeninin,  mükellefin  iddialarını ispat  açısından  ve   yargı  aşamasında  da  önemli bir  fonksiyonu  bulunmaktadır.

      Vergi  Usul  Kanunu[11] (V.U.K.) mükerrer md.257/1, Maliye  Bakanlığına  Vergi  Usul Kanununa  göre  tutulmakta  olan  defter  ve  belgelere  ilaveten  yeni  defter  ve  belge  tutturma  veya  düzenlettirme  ve  ayrıca  bu  defter  ve  belgelerle  ilgili  bazı  hususlarda  da  düzenleme  yapma  yetkisi  vermektedir[12]. Maliye  Bakanlığı da bu yetkisini kullanarak yeni  belgeler  de  ihdas  etmiştir. İrsaliyeli  fatura, adisyon  ve  ambar  tesellüm  fişi bu  belgelere  örnek  olarak  verilebilir.     Vergi  Usul  Kanunu  mük. madde 257/1 uyarınca, Maliye  Bakanlığı  defter  ve  belge  düzeni  ile  ilgili  olarak  geniş  bir  yetkiye  sahip  bulunmaktadır[13]. Burada  üzerinde  durulacak bir nokta, Maliye  Bakanlığının  ihdas  ettiği  bu  belgelerde  yapılabilecek  ceza  uygulamasının  cezada  kanunilik  ilkesine  uygun olması  gerekliliğidir. Çünkü, her  ne  kadar  Maliye  Bakanlığı  düzenleme  yapma  yetkisini  V.U.K.’dan  almakta ise de ceza uygulamasının  hukuka  uygunluğu  açısından  üzerinde  durulan  bir  konu  olmaktadır [14]. Yukarıda da ifade edildiği gibi, Maliye  Bakanlığı bu  yetkisini kullanmak  suretiyle,  çeşitli  belge ihdasında  da  bulunmuştur. Vergi  Usul  Kanununun  mükerrer  355.  maddesine  göre  de, mükerrer  257. madde  uyarınca  getirilen  zorunluluklara  uyulmaması  halinde  özel  usulsüzlük  cezası  kesilecektir.                

     V.U.K. mük. md. 257  dikkate  alınırsa, Maliye  Bakanlığı, Vergi  Usul  Kanununa  göre tutulmakta  olan  defter  ve  belgelere  ilaveten  başka  defter  ve  belge  tutulmasını  ve  düzenlenmesini  ayrıca  bu  defter  ve  belgelerle  ilgili  olarak, şekil  ve  içeriği  itibariyle   belirleme  yapmaya  da  yetkilidir.  Gene  aynı  madde  düzenlemesi  dikkate  alındığında; “ bu  Kanuna  göre  düzenlenecek  belgelerle  bunlara  ek  olarak  düzenlenecek  belgelerin, üçüncü  şahıslara  basım  ve  dağıtım  işlerinin  yaptırılması  ile  ilgili şekil, şart, usul  ve  esaslar   ve  bunlara  uyulmaması  halinde  uygulanacak  cezai  şartlar  Maliye  Bakanlığınca  hazırlanacak  ve  Resmi  Gazete’de yayınlanacak  yönetmelikle  belirlenir” denmektedir. Bu noktada, V.U.K. mük. md. 257  ile  cezai  nitelikte  düzenleme  yapma  yetkisinin, kanunilik  (yasallık)  ilkesi  açısından  uyguluğu  doktrinde  ve  yargıda  üzerinde  durulan bir  konu  olmuştur. Zira  konu, cezada  kanunilik  (yasallık)  ve  hukuk  devleti  ilkesi  açısından  önem  arz  etmektedir.

      Anayasa  Mahkememiz,  Anayasa’nın bazı  maddelerine[15]  aykırılığı  nedeni  ile  V.U.K.’un  mük. 257. maddesinin  birinci  fıkrasının iptali  istemi  için  açılan  davada, oyçokluğu  ile  istemin  reddine  karar  vermiştir[16]. Konumuz  açısından  baktığımızda, Anayasa  Mahkemesi,  V.U.K. mük. md.257  ile  Maliye  Bakanlığına verilen  yetkinin  kanunsuz  suç  oluşturma  olanağı  vermediğinden,  Anayasa’nın  38. maddesine  aykırı  olmadığına  karar  vermiştir[17].        

   İnceleme  konumuz  açısından  bakıldığı  zaman, vergi  hukukuna  ilişkin  suç  ve  ceza  yaratan  düzenlemelerinde  mutlaka  kanun  (yasa)  ile  yapılması  gereği  ortaya  çıkmaktadır[18]. Dolayısıyla, suç  ve  ceza  ihdas  eden fakat  kaynağını  bir  kanuna  dayandırmayan  düzenlemeler  Anayasanın  38.maddesi  karşısında  konumu  doktrinde  de  üzerinde  durulan  bir  konu  olmuştur[19]. Öte  yandan,  V.U.K. mükerrer  madde 257  uyarınca tutma  zorunluluğu  getirilen  defter  veya  belgelerde    V.U.K.  359  bakımından suçun  oluşumu  da  dikkate  alınacak  olursa, konunun  önemi  daha  da  artmaktadır. Örneğin, V.U.K. mükerrer  madde 257  uyarınca  düzenleme  zorunluluğu  getirilen  belgelerde  ibraz  mecburiyetine  uyulmaması  halinde  V.U.K. md. 359  uygulaması  söz  konusu  olabilecektir.

IV- SONUÇ

    Maliye  Bakanlığına  defter  ve  belgeler  konusunda  yeni düzenlemeler  yapma  yetkisi  getiren  mükerrer  257.  madde  hükmünün  günün  değişen  koşulları  uyarınca  kabul  edilmiş  gerekli  bir  düzenleme olduğu kabul  edilse  bile, gücünü  yasadan  alan  bu  düzenlemeye dayanılarak  yapılacak  ceza  uygulamasının suçta  ve  cezada  kanunilik  ilkesi  karşısındaki  durumu  tartışmaya  açık  kalmaktadır.       

    Suçta  ve  cezada  kanunilik  ilkesi, ceza  hukukunda  olduğu  kadar vergi  hukukunda  da  hukuk  devleti  ilkesinin  gerçekleşmesinde  önemli  bir  rol  oynamaktadır. Ve  sonuçta, idarenin  keyfi  uygulamalarının   ortaya  çıkması  ihtimalinin  önlenmesi bakımından  verginin  yasallığı  ilkesi  kadar  önem  arz  etmektedir. Bu  noktada, yasadan  kaynaklanmayan  ceza  getirici düzenlemelerden  kaçınılması  hukuk  devleti  ilkesinin  gerçekleşmesi  ve  gerekse  de  mükellef  haklarının  korunması  açısından da   daha  doğru  bir  uygulama  olacaktır.             

 

   

 

       



* Yrd. Doç. Dr., Marmara Üniv. İktisat Fakültesi, Maliye Bölümü  Öğretim Üyesi

[1] Timur DEMİRBAŞ., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Güncellenmiş 6. Baskı, s.108

[2] İzzet  ÖZGENÇ., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Güncelleştirilmiş 8. Baskı, s.105

[3] Hakan HAKERİ., Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 16. Baskı, Ankara - 2013,s.12

[4] Veli Özer ÖZBEK – Mehmet Nihat KANBUR – Koray DOĞAN – Pınar BACAKSIZ – İlker TEPE., Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin, Güncellenmiş 4. Baskı, Ankara, Eylül - 2013,s.78

[5] Mahmut KOCA – İlhan ÜZÜLMEZ., Türk Ceza Hukuku Genel  Hükümler, Seçkin, Güncellenmiş  8. Baskı, s.62

[6] Doğan SOYASLAN.,Ceza Hukuku Genel Hükümler, Yetkin Yayınları, Güncelleştirilmiş 5. Baskı, Ankara – 2012, s.231

[7] Kanun No: 5237, Resmi Gazete Tarih.: 12.10.2004,Sayı: 25611

[8] Md.2: “ Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez  ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.  Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

    İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.

    Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”

[9] Kanun No: 2709, Resmi Gazete T: 9.10.1982, Sayı: 17863, Mükerrer

[10] “Hukukumuzda, Anayasa’nın 38.maddesinin ilk üç fıkrasında ve T.C.K.’nın 2. maddesinde  suçta ve cezada kanunilik ilkesi, önemli sonuçlarıyla birlikte düzenlenmiştir. Bu maddelerde yer  verilen ilkeler, bir hukuk devletinde ceza hukukunun olmazsa olmazlarıdır” (Mahmut KOCA – İlhan ÜZÜLMEZ., a.g.e., s. 51).

[11] Vergi  Usul Kanunu., Kanun No:  213, R.G. Sayı: 10703, R.G. Tarih: 10.01.1961

[12] V.U.K. mük.md. 257/1: “ Mükellef ve meslek grupları itibariyle muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet,şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, bu Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya”.

[13] V.U.K. mük.md.257/1: ” ………., bu Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin  mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi  zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; ………”.

[14] Nitekim, yargıya intikal eden bir uyuşmazlıkta da V.U.K. mük. md.257 uyarınca ihdas edilmiş bir belge olan ambar tesellüm fişi ile ilgili bir ceza uygulaması için kanuni bir düzenleme yapılması gerekliliği belirtilmektedir. İlgili yargı kararında şöyle denmektedir: “ 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 352’inci maddesinin II. Derece usulsüzlükler başlıklı 7’nci bendinde vergi beyannameleri, bildirimler, evrak ve vesikaların kanunen belli şekil ve muhteviyatı ve ekleri ile bunlarla ilgili olarak yapılan diğer düzenlemelere ilişkin hükümlere uyulmamasının II. derece usulsüzlük cezasını, gerektirdiği  belirtilmiştir. 173  seri No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin C/7’inci maddesinde de, nakliyat ambarlarına nakledilmek üzere getirilen malların ambara giriş tarihinde ambar tesellüm fişi düzenlenmesinin uygun görüldüğü, açıklanmıştır. 

    Uyuşmazlık konusu olayda, davacı şirketin ambar tesellüm fişlerini düzenlediği ancak ambar tesellüm fişlerindeki bilgilerin eksik olduğunun tespiti sonucu dava konusu usulsüzlük cezasının kesildiği anlaşılmaktadır.

     Vergi Usul Kanunu’na göre ambar tesellüm fişi, düzenlenmesi zorunlu belgeler arasında yer almamaktadır. Ambar tesellüm fişi düzenleme ve kullanma zorunluluğu 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257’nci maddesindeki yetkiye dayanılarak Maliye ve Gümrük Bakanlığınca yapılan düzenlemeyle getirilmiştir. Ambar tesellüm fişinin eksik düzenlemesi veya hiç düzenlenmemesi sonucu ceza kesileceği hakkında kanunda herhangi bir düzenleme yapılmadığından ve idari düzenlemelerle ceza tayini hukuken mümkün bulunmadığından davanın reddi yolundaki mahkeme kararında isabet görülmemiştir “  (Dn. 4. D. E.1999/4358, K. 2000/1636, T.20.4.2000) (http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm) (Erişim Tarihi: 10.5.2016).

  Bir  başka Danıştay kararında da, özel  usulsüzlük  cezası  kesilmesinin  yasallık  ilkesine  uygunluğu  konusunu  da  yer  verilmektedir. Bu  konuda, söz konusu yargı kararının  aktarmak  istediğimiz yerinde şöyle denmektedir: ” Davacının 28 adet adisyon fişi düzenlemediği tespit edilerek 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 352/2 maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarını kaldıran mahkeme kararı; adisyon düzenlenmesi zorunluluğunun yasal değil, idari düzenlemelere dayanması nedeniyle bu belgenin düzenlenmemesinden dolayı özel usulsüzlük cezası kesilmesinin yasallık ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle verilmiştir.

  Vergi Usul Kanununun 353 üncü maddesinin ikinci bendinde; sadece bu bentte sayılan perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihazla verilen fişi, giriş ve yolcu taşıma bileti, sevk irsaliyesi, taşıma irsaliyesi, yolcu listesi, günlük müşteri listesi düzenlememek eylemleri değil, bu belgelere ek olarak, Maliye Bakanlığınca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin düzenlenmemesi de özel usulsüzlük cezası kesilmesini gerektiren eylemler arasında yer almıştır. Maliye Bakanlığının bu yetkisi yasadan doğmaktadır. Vergi Usul Kanununun “Yetki “ başlığını taşıyan mükerrer 257’nci maddesiyle yasa yapıcı, Maliye Bakanlığını; Vergi Usul Kanununda öngörülen defter ve belgelere ek olarak tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyeti, şekli, ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye yetkili kıldığı için bu yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığınca düzenlenme zorunluluğu getirilen belgelerin düzenlenmemesi, 353’üncü maddenin 2’nci bendinde ceza kesilmesini gerektiren eylemler arasında yer almıştır. Düzenleme yetkisinin mükerrer 257’nci maddeye dayanması ve 353’üncü maddenin 2’nci bendinde açıkça, bu yetki ile getirilen zorunluluğa uyulmamasının özel usulsüzlük cezası kesilmesini gerektiren eylemler arasına alınması nedeniyle Maliye Bakanlığınca yayınlanan 183, 184, 185, 200 ve 222 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerle adisyon düzenlenmesi zorunluluğu getirilmesinden dolayı bu zorunluluğa uymayanlar adına özel usulsüzlük cezası kesilmesinin yasallık ilkesine aykırı düştüğünden bahisle verilen kararda hukuka uyarlık görülmemiştir “ (Bahadır DOĞUSOY., Danıştay Kararları Işığında Özel Usulsüzlük Cezası, Gazi Kitabevi, Ocak – 2015, s.80-81).      

[15] 1982  Anayasasının  6,7, 8,38,73 ve 124. maddeleri

[16] An. Mah. Kararı, E. 1990/29, K. 1991/37, T.15.10.1991(kararlaryeni.anayasa.gov.tr) (Erişim Tarihi: 28.7.2016).

[17]Anayasa Mahkemesinin kararının bir bölümünde konu ile ilgili olarak şöyle denmektedir:” Yasama organının, ilkeleri belirttikten sonra, uzmanlık ve yönetim tekniğine ilişkin hususların düzenlenmesi işi ile yürütme organını görevlendirmesi de yasama yetkisini kullanmaktan başka bir şey değildir. Anayasa’nın 107. Ve 113.maddelerinde, yürütme organının gösterilen esaslara uygun olmak koşuluyla, tüzükler ve yönetmelikler çıkararak düzenleyici hukuksal tasarruflarda bulunması da idare hukuku esaslarına uygundur. Bunun aksini kabul etmek, yürütmenin çalışmalarını çok dar ve işlemesi güç bir çerçeve içerisine sokmak gibi bir sonuç doğurur ki, bunun da Anayasa’nın amacına ve ruhuna uygun düşmeyeceği, idare işlevlerinin isterleriyle bağdaşmayacağı açıktır.

Bu durumda incelenen kural, vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacıyla Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na yetki vermekle yasasız suç oluşturma olanağı vermediğinden Anayasa’nın 38.maddesine de aykırı değildir. Ayrıca, vergi idarelerince verilen para cezalarının teknik anlamda ceza niteliğinde olmadığı, idari birer yaptırım niteliğinde olduğu hususundaki düşünceler de gözetildiğinde bel V.U.K.’un  mükerrer  257’nci  maddesiyle  Maliye  Bakanlığı’na  tanınan  yetki  vergi ilişkisinin  yürütümü  bakımından dinamik  bir  alan  olan  vergilendirme  sürecine  gerekli  teknik  ve  sistematik  müdahalelerin  zamanında  yapılabilmesi için öngörülmüş  bir  araçtır. Bu  kapsamda, vergilendirme  ilişkisinin  yapısına  bağlı  olarak  oldukça  geniş  kapsamlı  tutulmuş  olmakla  birlikte, sınırları  belirsiz  bir  yetki  değildir[17]ge düzenine ilişkin idari düzenlemelere aykırı davranış suç değil, birer disiplin suçu, hatta bir tür mali kolluk önlemi olarak değerlendirilebilir. Bu durumda kanunsuz suçtan söz edilemez.”

İlgili Anayasa Mahkemesi kararının karşı oy gerekçesinde yer alan şu cümleleri de aktarabiliriz”  Anayasa’nın 38.maddesindeki ‘ceza’ kavramını, cezanın hukuksal yapısını daraltarak ‘para cezası, vergi cezası, yönetsel ceza, yargı cezası’ gibi ayrımlara gitmek doğru olmadığı gibi, Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nın Genel Tebliği’ne aykırı davranan yükümlüye uygulanan yaptırımın ‘doğrudan’ değil ‘dolaylı’ olduğunu söylemek de yeterli değildir. Ceza ancak yasa ile ya da yasanın belirlediği açıklıkla yasaya dayanılarak konulur. Yönetim suç ve ceza belirleyemez. İncelenen kural bu nedenle de Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır.”     

[18] Örneğin bir yargı kararında, ceza uygulanmasını öngören esasların kanunla belirlenmesi zorunluluğu yani cezada kanunilik ilkesi belirtilmektedir. İlgili kararın bir bölümünde şöyle denmektedir: “ Kaldi ki, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227.maddesi 3. fıkrasında , kullanma mecburiyeti bulunan belgelerin, bu belgelerde yer alması zorunlu bilgileri taşımaması halinde, vergi kanunları bakımından hiç düzenlenmemiş sayılacağı yolunda yapılmış olan düzenleme, bu tür belgelerin mükelleflerce tevsik edici belge olarak kullanılamayacağını anlatmaktadır.

 Olayda da, kullanılması mecburiyeti bulunan bir belgenin, düzenlenmiş olmakla birlikte,taşıması zorunlu bilgilerin bir kısmını taşımadığı tesbit edilmiştir.

  Yukarıda değinilen 227. maddede bu tür bir belge için herhangi bir cezai yaptırım öngörülmemiştir. Olaya uygulanmış olan aynı kanunun 353. maddesinde de bu tür bir belge için cezai yaptırım öngörülmüş değildir. Başka anlatımla 353. maddede, düzenlenmiş olmakla beraber  kanunun 227. maddesi uyarınca hiç düzenlenmemiş kabul edilen belgeler için de özel usulsüzlük cezası uygulanacağına ilişkin bir ifadeye yer verilmemiştir.

  Öte yandan, ceza uygulanmasını öngören esasların kanunla belirlenmesi zorunludur. Bu nedenle tebliğ hükmü ile  cezai yaptırım öngören düzenlemelerin  getirilmesi de mümkün bulunmamaktadır.” (Dn. 3 . D. E.1999/2073, K.1999/4996, T.30.12.1999) (http://www.kazanci.com/kho2/ibb/giris.htm)  ( Erişim Tarihi: 10.5.2016).

[19] Bu konuda  bir eserde, Anayasanın  38.maddesindeki  suç  ve   cezada  kanunilik  ilkesinin  vergi  cezaları  ile  ilgisi  üzerinde  durulmaktadır. İlgili eserde bu hususta şöyle denmektedir. “  Suç ve cezada kanunilik ilkesi  Anayasamızın 38.maddesine, “ Kimse işlediği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir  fiilden dolayı cezalandırılamaz. Kimseye suç işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” hükmüyle yansımıştır. Buna göre, suç işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna tabidir, bu kanunun suç saydığı fiiller yürürlükteki ceza hükümlerinden daha ağır olmamak kaydıyla cezalandırılabilirler ve suç ve cezalar ancak kanunlarla belirlenebilirler. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerini güvence altına almayı amaçlayan bu hükügmler aynen vergi hukukunda da geçerlidir. Yani vergi cezaları da aynı hükümlere tabi olacak  ve aynı kurallara riayet edilerek uygulanacaklardır. “ (Ersan ÖZ., Vergilendirmede Kanunilik ve Türk Vergi Sistemi, Gazi Kitabevi, Aralık 2004,s. 132).