Arsa değerinin tespitinde keyfilik

04.01.2010 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 907 görüntülenme YAZDIR

Arsa değerinin tespitinde keyfilik
4 Ocak 2010, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Bizim gazete de dahil bütün gazetelerde, Emlak Vergisi arsa değerleri komedisi manşette. Şaşıyorum valla. Yıllardır bu komediyi ve hukuksuzluğu yazıyorum, Şükrü Hoca yazıyor, Veysi Hoca yazıyor, Hakan Hoca yazıyor, hiçbir Emlak Vergisi mükellefinde, meslek odalarında, sivil toplum kuruluşlarında tepki yok. Tepki olmayınca, Maliye de bu hukuksuzluğu görmezden geliyor. Sonra arsa değerleri yüksek çıkınca, bağırılıyor. Bu değerler düşürülünce herkes yine süt liman, ta ki gelecek beyan dönemine, yeni değerler açıklanıncaya kadar. 
Daha aylar önce bu başlıkla bu köşede (30.4.2009 günlü Referans) bakın neler yazdım ve uyardım. O yazıyı tekrar aynen aşağıda aktarıyorum: 
2010, Emlak Vergisi için matrahların yeniden belirlenme veya genel bildirim yılı. Aslında mükelleflerin bildirim veya beyanname vermeleri söz konusu değil. Zira Emlak Vergisi matrahlarını belediyeler belirleyecek, mükellefler de ödeyecek. 
Ancak belediyelerin söz konusu matrahları belirlemeleri, birim inşaat metrekare maliyet bedeli ile arsa/arazi değerlerinin belirlenmiş olması koşuluna bağlı. Zira hesaplama bu değerlere göre yapılmakta. 
Bina inşaat metrekare maliyet bedelleri, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı tarafından her yıl ilan edilmektedir. Ancak arsa/arazi değerleri ise dört yılda bir, bu maksatla kurulan komisyonlarca tespit olunmaktadır. 
Gelecek yılın genel tarh yılı olması sebebiyle arsa/arazi değer tespitleri bugünlerde yapılmaktadır. Sonuçları açıklandığında ise geçmiş genel tarh yıllarında olduğu gibi yine çok ilginç sonuçlar ortaya çıkacaktır. Göreceksiniz, konu yazılı basında yine manşetlere taşınacak, televizyonların ana haber bültenlerinde yer alacaktır. “Boğaz’daki cadde ile Urfa’nın caddesinin değeri aynı olur muymuş”, “İstanbul’un Bankalar Caddesi ile Bursa’nın Altıparmak Caddesi eşit miymiş”, “İstanbul’un Bağdat Caddesi ile İstiklal Caddesi nasıl eşit olurmuş” türünde yine eleştiriler gündeme oturacak. 
Bütün bunlar olacak, çünkü Emlak Vergisi hukuka fazla saygılı olarak düzenlenmemiş, mükellef haklarını fazlaca gözetmeyen bir vergi. Nasıl mı, açıklayalım.
Önce arsa değerlerinin tespiti ile işe başlayalım. Bu arsa değerleri nasıl tespit olunuyor? Bu sorunun yanıtı, Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 49. maddesinde şöyle belirlenmiş: “Takdir komisyonlarının arsalara ve araziye ait asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin dört yılda bir yapacakları takdirler, Emlak Vergisi genel sürenin başlangıcından en az altı ay önce karara bağlanarak, arsalara ait olanlar takdirin ilgili bulunduğu il ve ilçe merkezlerindeki ticaret odalarına, ziraat odalarına ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları ile belediyelere, araziye ait olanlar il merkezlerindeki ticaret ve ziraat odalarına ve belediyelere imza karşılığında verilir.
Büyükşehir belediyesi bulunan illerde takdir komisyonu kararları, vali veya vekâlet vereceği memurun başkanlığında, defterdar veya vekâlet vereceği memur, vali tarafından görevlendirilecek tapu sicil müdürü ile ticaret odası, serbest muhasebeci mali müşavirler odası ve esnaf ve sanatkârlar odaları birliğince görevlendirilecek birer üyeden oluşan merkez komisyonuna imza karşılığında verilir. Merkez komisyonu kendilerine tebliğ edilen kararları on beş gün içinde inceler ve inceleme sonucu belirlenen değerleri ilgili takdir komisyonuna geri gönderir. Merkez komisyonunca farklı değer belirlenmesi halinde bu değerler ilgili takdir komisyonlarınca yeniden takdir yapılmak suretiyle dikkate alınır.
Kesinleşen asgari ölçüde arsa ve arazi birim değerleri, ilgili belediyelerde ve muhtarlıklarda uygun bir yere asılmak suretiyle tarh ve tahakkukun yapıldığı yılın başından mayıs ayı sonuna kadar ilan edilir.”
Şimdi bu usulü irdeleyelim. Mükellef olarak bu değerleri nasıl öğreneceksiniz. Belediye veya muhtarlıklara gidip bakacaksınız. Peki, gayrimenkulünüzün bulunduğu yerden başka bir ilde veya yurtdışında oturuyorsanız ne yapacaksınız. Bu sorun sizindir, şimdilik hukuk devleti adına böyle bir endişe söz konusu değildir. Çünkü bu değerlerin hiç olmazsa, belediyelerin ve/veya valiliklerinin web sayfasında ilanı zorunluluğu yok. Mükellefe gayrimenkulü ile ilgili tespit olunan yeni değerleri bildirme, tebliğ etme zorunluluğu ise hiç yok. 
Diyelim ki değerleri bir yolla öğrendiniz. Bu değerleri hukuka aykırı buluyorsanız, takdir komisyonlarınca belirlenen değerlerin gerçeğe aykırı olduğuna inanıyorsanız, yapacağınız şey mantıken “yargı yoluna” gitmektir. Zaten anayasa demiyor mu ki; “idarenin bütün eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”. 
Hayır, burada dava açamazsınız. Zira kanun diyor ki: “Takdir komisyonlarının bu kararlarına karşı kendilerine karar tebliğ edilen daire, kurum, teşekküller ve ilgili mahalle ve köy muhtarlıkları on beş gün içinde ilgili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilirler.”
Demek ki dava hakkı sadece, bir kısım kurum ve kuruluşlarla mahalle muhtarlarına tanınmış. O halde yargı hakkını kullanmak için tek yapacağınız şey; mahallenizin muhtarını dava açmaya ikna etmek. Bu da pek kolay değil. 
Takdir komisyonu kararına göre belirlenecek matrah üzerinden vergi ödeyecek olan, hakkında tahakkuk işlemi yapılacak mükellefin dava hakkı yok. Buna karşılık mükellef dahi olmayan, kararın iptali ile menfaat ilişkisi bulunmayan muhtarın dava hakkı var. 
Bu, hukuk değildir. Bilindiği gibi hukuk ile kanun kuralları farklıdır. Bazen, burada olduğu gibi çelişebilir. Çelişkinin olduğu her yerde, hukuksuzluk olabilir, arsa değerleri keyfi saptanabilir veya kamu lehine yüksek vergi geliri sağlayacak şekilde belirlenebilir. Dolayısıyla da basına malzeme olur. 
Yukarıda aktardığımız ve mükellefe dava yolunu kapatan hüküm, açıkça anayasaya aykırıdır. Bu nedenle mükelleflerin takdir komisyonu kararlarına karşı, söz konusu hükmün anayasaya aykırılığını ve dava haklarının varlığını ileri sürmek suretiyle dava açabilecekleri inancındaydım. 
Burada, aynı sokakla ilgili pek çok kişinin dava açabileceği, bir anda binlerce davanın söz konusu olabileceği, bunun da yargıyı kilitleyeceği, uzun sürelerde karar çıkamayacağı ve vergi tahsilinin gecikeceği gibi görüşler ileri sürülebilir. Ama bilin ki bu görüşleri söyleyenler ya hukuk bilmemekte ya da kişilerin dava hakkından korkmaktadırlar. Zira davaların birleştirilerek görülmesinden, kısa yargılama usullerinin benimsenmesine kadar pek çok hukuksal tedbir ve düzenleme ile bu sakıncalar giderilebilir. 
Unutulmamalıdır ki yargı denetiminin olmadığı yerde, hukuk değil, keyfilik olur. 
Burada bitiyor yazım. Şimdi de aşağıdaki cümleyi ekliyorum. 
Keyfilik olan yerde de arsa değerlerini kimsenin sorgulamaya hakkı yoktur. Hukuku savunmak, iğnenin ucu bize dokunduğunda bağırmakla olmaz.

04.01.2010 | Referans Gazetesi