Varlık Barışı’nın sorunları ve çözüm

21.12.2009 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 883 görüntülenme YAZDIR

Varlık Barışı’nın sorunları ve çözüm
21 Aralık 2009, A.Bumin DOĞRUSÖZ

İlk önce 5811 sayılı Varlık Barışı Kanunu çıkarıldı. Yurtiçinde ve dışında bulunan ancak kayıt altına alınmamış varlıkların, yüzde 2, yüzde 5 gibi belli oranlarda vergi ödenerek kayda alınması olanağı getirildi. Ancak kanun, kayıt dışı varlıkları kayıt altına alma amacının dışında, aynı zamanda Hazine açısından mali amaç da taşıdığından, bir teşvik unsuru olarak, ileri doğru bir “vergi kalkanı” ihdas etti. 
Kanunun sağladığı önemli avantajlar, mükelleflere bildirilen veya beyan edilen varlıklar nedeniyle 1.1.2008 öncesi dönemlerle ilgili olarak vergi incelemesi veya vergi tarhiyatı yapılmayacağı güvencesinin verilmesi ile 1.1.2008 tarihinden önceki dönemlerle ilgili olarak kanununun yürürlüğe giriş tarihinden sonra yapılacak vergi incelemelerinde gelir, kurumlar veya katma değer vergileri için tespit edilecek matrah farklarından 5811 sayılı kanunla kayıt altına alınan değerlerin mahsubu suretiyle tarhiyat yapılması olanağının getirilmesiydi.
Bu kanun yeterince tanıtılamadı. Eksiklikleri ve sağladığı güvenceler yetersizdi. En önemlisi, yayımından sonra yapılacak vergi incelemelerinde gelir, kurumlar veya katma değer vergilerine ilişkin koruma kalkanını Katma Değer Vergisi’nde tespit edilecek vergi farkları için sağlamamasıydı. 
Neticede kanunun yararlanma ve başvuru süreleri doldu. Ancak kanundan yararlanmayı tercih edenlerin ve dolayısıyla Hazine’ye sağlanan gelirin tahmin edilenin altında olması sebebiyle kanunun uygulanma süresinin dolmasından sonra eski kanunu canlandırmaya yönelik olarak bir süre uzatımı kanunu çıkartıldı. 
Ancak süre uzatımına ilişkin 5917 sayılı kanunun bu defa, sadece süre uzatımı amaçlı çıkartılması, bu konudaki sorunları çözmemesi ve düzenlemelerin ortaya çıkardığı eşitsizlikler ve anayasaya aykırılarla sorunlar büyüdü ve kanununun başarı şansı yine olumsuz etkilendi. Kısaca bunlara bir göz atalım. 
* 5917 sayılı kanunla süre uzatılırken artık 2009 yılına girildiği ve 2008 yılı gelirlerinin beyan döneminin geçtiği unutuldu. Bu nedenle bu kanun kapsamında uzatılan süre içerisinde beyan edilecek varlıkların 2008 yılı nemalarının da sorgulanmayacağı düzenlemesi kanunda yer almadı ve mükellefler için risk doğdu. 2008 yılı incelemeleri sonucunda bulunacak matrah farklarında da bu kanuna göre beyan olunacak tutarların dikkate alınması sağlanamadı ve kanunun koruyuculuk kalkanı 2004-2007 yılı için bulunacak matrah farkları ile sınırlı kaldı.
* Bazı ülkelerde bulunan ve bu kanuna göre getirilmek istenen varlıklarla ilgili olarak kanunun aradığı tarihlerde söz konusu varlığa sahip olunduğuna ilişkin belgeleme sorunu ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı, bu sorunu basın açıklamasıyla çözmeye çalıştı. Basın açıklamalarının hukuki değere haiz olmadığını pek çok kere yazılarımızda belirtmemize rağmen, mükelleflere bu konuda hukuki bir güvence sağlanamadı.
* Konunun ticaret hukuku boyutu baştan beri hiç düşünülmemişti. Bu kanunlara göre beyan edilen varlıkların sermayeye eklenmesinde şirketin pay sahipliği oranlarında yaratacağı değişiklikler nazara alınmadığından ve bir düzene bağlanamadığından, şirketler veya bazı ortaklar bu kanundan yararlanmak istemelerine rağmen, genel kurul engeline takıldılar. Şirket içindeki diğer grupların veya azınlık pay sahibinin muhalefeti ile karşılaştılar. 
* Bu arada Varlık Barışı Kanunu ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ndeki 2008/116 sayılı iptal davası da çeşitli tereddütler yarattı.
* En önemlisi, süre uzatımı ile birlikte yaratılan eşitsizlikler anayasaya aykırılık boyutuna ulaştı. Bakın anlatayım. Ama biraz karışık. Aynı kanununun ilk şekline ve süreleri uzatılmış şekline göre aynı vergiyi aynı oranda ödeyenlerden biri KDV farkında kanunun vergi kalkanından yararlanabilirken diğeri yararlanamıyor. Aynı vergiyi aynı oranda ödeyen iki mükelleften biri 2008 dönemi dışında 22 Kasım 2008’den sonra başlayan incelemelerinde kanunun vergi kalkanından yararlanabilirken, uzatım sonrası aynı kanundan aynı vergileri ödeyen diğer mükellef 19 Haziran 2009 sonrasında başlayan incelemeler için bu kanundan yararlanabiliyor. Ancak önceki kanuna göre beyanda bulunanlar, KDV farkı çıkarsa vergi kalkanından yararlanamıyorlar. Yararlanmak isterlerse bu kanuna göre yeniden beyanda bulunmak ve vergi ödemek zorundadırlar. Ancak yeniden bu ödedikleri para için KDV farklarında vergi kalkanından bu defa 19 Haziran öncesi için yararlanamıyorlar. Bu tarih karmaşasına da hukuk deniliyor. 
* Yararlananlar da her neden yararlanırlarsa yararlansınlar, sahte veya yanıltıcı belge kullanımlarında suç duyurusu riski taşımaya devam ediyorlar. 
Bu gariplik ve eşitsizliklerin sebebi de mükellefler değil. Süre uzatımına ilişkin 5917 sayılı kanununun 5811 sayılı kanununun yararlanma süresinin bitiminden önce çıkartılamamış olması. Eğer 5917 sayılı kanun 2 Mart’tan önce çıkartılsaydı, bu eşitsizlikler olmayacaktı. Hem 5811’den yararlananlar KDV farklarında da kalkandan yararlanabileceklerdi, hem süre uzatımında yararlananlar da 19 Kasım 2008’den önce başlayan incelemelerde de vergi kalkanından yararlanabilecekti. 
Şimdi bu eşitsizliklerin tek giderilme yolu, ya birileri başvurduğunda Anayasa Mahkemesi’nin 19 Haziran tarihini iptal etmesi ya da önceki kanunun müracaat süresinin dolduğu 2 Mart ile 19 Haziran 2006 tarihi arasında başlayan incelemelerinin de bir kanunla vergi kalkanı kapsamına alınması. 
Kanun bazı garip uygulamalara da yol açtı. Kanununun amacının kayıt dışı ekonomiyi kavramak olduğu unutuldu, Hazine’ye gelir sağlama amacı öne geçti ve mükellefler kod listesi sopasıyla korkutularak beyanda bulunmaya zorlandı. 2004 yılı incelemelerinin zamanaşımı süresi ile kanundan yararlanma süresi çakışınca 2004 yılı için inceleme elemanlarının eli de bağlandı. İnceleme elemanları 2004 yılı incelemelerinde matrah farkı bulma yerine 2004 yılı için Vergi Barışı Kanunu’na göre beyan edilmesi gereken tutarları hesaplamakla uğraşmaya başladılar. 
Benim asli çözüm önerimi ise herkes yazılarımdan biliyor. 4811 sayılı Vergi Barışı ile 5811 sayılı Vergi Barışı’nı karıştırıp, 6811 numarasını beklemeden yeni bir kanun çıkartılması. Bu yolla hem mükelleflerin hem Hazine’nin hem de yargının rahatlatılması.

21.12.2009 | Referans Gazetesi