SUÇLULUK KARINESI GELIYOR

12.01.2016 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1842 görüntülenme YAZDIR

Vergi Usul Kanunu Tasarisi (1)

SUÇLULUK KARINESI GELIYOR

Dr. Bumin DOGRUSÖZ

DÜNYA GAZETESI / 12.01.2016

 Vergi Usul Kanunu Tasari Taslagi nihayet gün yüzüne çikti. 35 yillik akademisyen vergi hukukçusu ve 9 yil Vergi Konseyi'nde görev yapmis olmama ragmen ben taslagi, Bakanliktan degil de, degerli bir basin mensubu arkadasimdan aldim. Onun için rahatça aktarabilirim. Çünkü bana “yazma, gizli tut, görüs için gönderiyoruz” diye iletilen bir metin degil. 

316 madde ve 7 geçici maddeden olusan taslak, pek çok yönden yürürlükteki kanunun tekrari niteliginde. Ancak çok önemli degisiklikler de var. Diger kanunlarda yer alan, ihbar ikramiyesi, mali tatil gibi bazi konular da kanuna aktarilmis. Bazi degisiklikler ise, üzerinde çok tartisilacak nitelikte. Ancak pesinen belirteyim, taslak da pek çok olumlu düzenleme olmasina karsilik öncelikle elestirilebilecek düzenlemeleri aktaracagim ki, daha basarili bir taslaga ulasilabilinsin. Yoksa taslagi tümüyle kötü bir düzenleme olarak nitelemek de mümkün degil. Hadi, baslayalim. 

Hukuk fakültelerinde ögrendigimiz “suçsuzluk karinesi”, Taslakta galiba tersine dönmüs, “suçluluk karinesi” olmus. Taslagin 3. maddesi diyor ki, “vergi kanunlarinin dolanilmasi, olmasi gereken vergi yükümlülügünün disinda kalinmasi veya vergi yükümlülügünün lehe etki doguracak sekilde planlanmasi gibi yöntemlerle vergiyi doguran olay veya bu muamelelerin gerçek mahiyetinin gizlenmesi veya degistirilmesine yönelik muamelenin vergi yükümlülügüne etkisi dikkate alinmaz.”

Artik bir sirket, gayrimenkulünü kismi bölünme ile disari çikarip, yeni kurulan sirketin hisselerini de ortaklarina verir ve ortaklari da bu hisseleri satarsa, artik yandi. Tapu harcindan ve KDV’den, hatta kurumlar vergisinden kaçmak için vergi planlamasi yapmakla suçlanacak, vergi yükümlülügü disinda kalmak için hareket etmekle rahatlikla elestirilebilecektir. Hatta bir sirket gemisini bölünme ile bir baska sirkete ayni sermaye koysa ve sicile tescil ettirse dahi bu elestiriden kurtulamayacaktir. Ahmet Bey, gayrimenkul satis vaadi sözlesmesi ile satis yaparsa, tapu harcindan kaçmak için hareket etmekle suçlanabilecektir. Kazançla ilgili vergiler ve tapu harçlari kendisinden istenebilecektir. 

Üstelik muamelenin hukuken geçerli olmasi, bir sicile tescil edilmesi (bölünme veya gemi örnegimizdeki gibi) ya da tapu örnegimizdeki gibi resmi sekle tabi olmasi da sonucu degistiremeyecektir.

Iki basit örnek verdim. Yoksa, her seye “vergi planlamasi” demek, “vergi yükümlülügü disinda kalmak için yapildi” elestirisi getirmek mümkündür. 

Simdi diyeceksiniz ki, “ne var bunda, idare bu saiklerle hareket edildigini ispat ederse, vergiyi tabii ki alsin”. 

Ancak kazin ayagi öyle degil. Ispat yükü, iddia eden konumundaki mükelleften alinip, elestirilen mükellefe veriliyor. Yani mükellef artik dürüstlügünü ispata çalisacak. Diyor ki Taslak, “Vergiyi doguran olay ve bu olaya iliskin muamelelerin gerçek mahiyeti ile bu maddedeki diger hükümlere uygun olarak yapilan bir tespit veya tarhiyatin iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadiginin veya olayin özelligine göre normal ve mutad olmadiginin mükellef tarafindan iddia olunmasi hâlinde ispat külfeti kendisine aittir.”

Yani yukaridaki örneklerde artik idare mükellefin islemlerinin iktisadi, ticari ve teknik icaplara aykiri oldugunu, peçelemeli oldugu ispat yükünü tasimayacaktir. Idare tarhiyati yapacak, mükellef “bu maddedeki diger hükümlere” (yukaridaki aktardigimiz hükme) uygun olarak yapilan tarhiyatin, iktisadi, ticari ve teknik icaplara uymadigini veya olayin özelligine göre normal ve mutad oldugunu” ispatla yükümlü olacaktir. 

Yürürlükteki kanuna göre; Bogazda 40 milyon liralik yalisi olan bir kisi, bunu 33 milyon liraya satarsa, farkin açiktan alindigi savini ispat iddia edene aittir. Çünkü bu olagan görülebilecek bir haldir. Satici nakde çok sikismis olabilir, satici bu fiyati vadeli satarim düsüncesi ile belirlemesine karsilik alici pesin ödeme önermis olabilir. Ancak satici bu yaliyi 8 milyon liraya satarsa, burada durum farklidir. Halen yürürlükte olan kanuna göre, idare bu durumun ekonomik icaplara aykiri oldugunu ileri sürerek ispat yükünü saticiya çevirebilir ve bu durumda satici farki açiktan almadigini ispatla yükümlü durumda kalabilir. 

Oysa taslaga göre Idare sadece emsal satis bedelini tespit ettirip, buna göre tarhiyat yaparsa, birinci örnekte de farki açiktan almadigini satici ispat ile mükellef olacaktir. Bunu da ispat edemeyecegine göre (açiktan para alinmadigi nasil ispat edilebilir ki), kuzu kuzu vergiyi ödemek durumunda kalacaktir. 

Zaten Idare, “Vergiyi doguran olay ve bu olaya iliskin muamelelerin gerçek mahiyeti”ni yani emsal fiyati belirleyip, vergi yükümlülügünü lehe etkilemek için planlama ile düsük fiyatla satis yapildigi saviyla tarhiyat yapabilecek, aksini ispat da mükellefe ait olacaksa, transfer fiyatlandirmasi düzenlemesi de gereksiz hale gelmektedir. 

Halen yürürlükte bulunan Kanunun Alman hukukundan alindigi söylenen 3. maddesindeki ispat kuralinin, Almanlarca dahi terk edildigi 30 sene önce Prof. Sanver tarafindan ortaya konulmasina ragmen, simdi 3. maddeyi suçluluk karinesi yaratircasina ileri götürmek, vergi hukukunun geldigi yer ve hukuk devleti ile bagdasmamaktadir. Hele taslakta yer alan yorum ve ispat ile ilgili “esaslarin” Maliye Bakanligi'nca belirlenecegini hükme baglayan düzenlemenin hukukla bagdasir yönünü bulmak zordur. Yani, kanunlarin nasil yorumlanacagini, ispat ve delil araçlarinin ve sinirlarinin neler olabilecegini bakanligin, yani vergi alacaklisinin belirleyecegi bir vergi hukuku düzeni, bana göre olamaz. 

Umarim madde bu sekli ile yasalasmaz.