Ödeme Emrinin Sorunlari

05.11.2009 Dr. Bumin DOGRUSÖZ - 1307 görüntülenme YAZDIR

Ödeme Emrinin Sorunlari
5 Kasim 2009, A.Bumin DOGRUSÖZ

Kamu borçlari, süresinde ödenmedigi takdirde idare, Amme Alacaklarinin Tahsil Usulü Hakkinda Kanun’a göre cebri takibe geçer. Cebri takibi baslatan islem, ödeme emridir. Bu islem, borçlulara 7 gün içinde borçlarini ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmalari geregini içeren bir “ödeme emri”nin teblig olunmasidir. 
Kendisine ödeme emri teblig olunan sahis, hiç süphesiz bu idari islem aleyhine idari yargida dava açabilir. Ancak cebri tahsil asamasinin borcun kesinlesmesinden sonra gelmesi sebebiyle, açilacak böyle bir davada borçlunun savunma araçlari kisitlidir. 
6183 sayili kanunun 58. maddesine göre, ödeme emirleri aleyhine yine 7 günlük süre içinde açilacak davalarda davaci, ancak asagidaki üç gerekçeden birine dayanabilir. 
i) Böyle bir borcun olmadigi iddiasi: Kendisine ödeme emri teblig edilen borçlunun böyle bir borcunun olmadigini iddia edebilmesi için borcun hukuken hiç dogmamasi ya da borç dogduktan sonra tamamen ödenmesi veya sair bir nedenle ortadan kalkmasi gerekmektedir. 
ii) Borcun kismen ödendigi iddiasi: Bu iddia; borçlunun, borcun varligini kabul etmekle birlikte, borç tutarinin ödeme emriyle talep edilen tutar kadar olmadigini ileri sürmesi durumunda gündeme gelmektedir. 
iii) Borcun zamanasimina ugradigi iddiasi: Zamanasimi kanunlarda belirlenmis olan belli bir sürenin geçmesi nedeniyle bir hakkin elde edilmesi için talep hakkinin kaybedilmesidir. Bu iddiaya göre, amme alacaklarinin 6183 sayili kanunun 102. maddesine göre zamanasimina ugramis olmasi gerekmektedir.
Kanuna göre ileri sürülebilecek bu iddia konularinin içerikleri, uygulamada yargi tarafindan hakli olarak doldurulmus ve gelistirilmistir. Örnegin, tarh isleminin tebliginin usulüne uygun olmadigi, tarhiyattaki bazi sakatliklar, mükellefin gayri faal oldugu ve kazanç elde etmedigi vb. pek çok iddia, yargi tarafindan “borcum yoktur” iddiasi içerisinde degerlendirmektedir. 
Bu nedenle öncelikle yasadaki dava sebeplerinin yarginin hakli anlayisi dogrultusunda yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. 
Ödeme emirlerine karsi açilacak davalarin, vergi/ceza ihbarnamelerine karsi açilan davalardan bir önemli farki da yürütmeyi durdurmamasidir. Dava açilmasina ragmen idare, icra islemlerine devam edebilir. Haciz uygulayabilir, haczedilmis bir mali satabilir. Ödeme emrinin yürütülmesinin durdurulabilmesi, ancak dava açilan mahkemeden yürütmeyi durdurma karari alinabilmesi ile mümkün olabilmektedir. 
Yürütmeyi durdurma kararinin verilebilmesi ise Idari Yargilama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde, islemin açikça hukuka aykiri olmasi ve islemin icrasi halinde telafisi güç bir zararin ortaya çikacak olmasi kosuluna baglanmistir. Ancak bu iki sartin, yargilamanin henüz basinda bariz bir sekilde görülmesi ve her zaman birlikte gerçeklesmesi mümkün olmadigindan, yürütmeyi durdurma karari alinmasi zorlasmaktadir. 
Bazen de mahkemeler yürümeyi durdurma taleplerini degerlendirmeyi, davali idarenin birinci savunmasini sunmasindan sonraya birakmakta, bu durum ise idarenin bu süreç içerisinde icra islemlerini sürdürmesi dolayisiyla mükellefler nezdinde zarar dogumuna yol açabilmektedir. Bu nedenle bu gibi hallerde mahkemeden, bir geçici yürütmeyi durdurma karari talep edilmesinde yarar vardir. 
Zaten idare hukukunda bu konuda en çok elestirilen hususlardan birisi de bu kosullar olup, genel kabul gören görüs, bu kosullarin adeta yürütmeyi durdurma karari verilmemesi veya verilmesini zorlastirmak için kasten ihdas edildigi yönündedir. Bu konunun da gözden geçirilmesi gerekmektedir. 
Ödeme emirleri aleyhine açilacak davalarda davacinin (mükellefin) haksiz çikmasi halinde, dava tutarinin % 10’u oraninda bir zammi (haksiz çikma zammi) tazminat olarak ödemesi gerekmektedir. Ancak davacilarin davalarinda hakli çikmasi halinde, böyle bir tazminat almalari mümkün degildir. Bu zammin anayasaya aykiriligini defalarca yazdik. Bu düzenlemenin de Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden önce simdiden gözden geçirilmesi gerekmektedir. 
Bir diger düzenleme geregi de 58. maddenin 3. fikrasindadir. Fikraya göre, “dava açan borçlu bu kanuna göre teminat gösterdigi takdirde takip muamelesi davaya konu borç miktari için ve vergi mahkemesince bu hususta karar verilinceye kadar durur”. Görüldügü gibi fikra, borçlulara, teminat göstermek kosulu ile mahkemeden yürütmeyi durdurma talep etmesine dahi gerek olmaksizin- islemin yürütmesini kendiliginden durdurma olanagi vermistir. 
Ancak idari anlayista, sonraki kanun olan Idari Yargilama Usulü Kanunu’nun 27. maddesi ile bu düzenlemenin zimnen ilga oldugu kabul edilerek fikra yasama geçirilmemektedir. Oysa bize göre iki kanun birlikte, mükellefe sunulan bir seçimlik hak yaratmistir. 
Bu konunun da idari anlayisa birakilmayarak kanun koyucu tarafindan yeniden düzenlenmesi gerekmektedir. 
Ödeme emri konusu, kamu takip hukukunda en çok ihtilaf yaratan konulardan biri olarak, yasa koyucu tarafindan ivedilikle gözden geçirilmeyi beklemektedir. Maliye Bakanligi ise Meclis’e sunulan torba kanun tasarilarinda bu düzenlemeleri yenilemek yerine, simdilik “ödeme emrinin seklini” yeniden belirlemekle yetinmektedir.

05.11.2009 | Referans Gazetesi