ÖRTÜLÜ SERMAYE FAİZİNDE KDV

30.05.2017 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 180 görüntülenme YAZDIR

ÖRTÜLÜ SERMAYE FAİZİNDE KDV

 Dünya Gazetesi / 30.5.2017

 Kurumlar Vergisi Kanununu 12. maddesi uyarınca örtülü sermaye olarak kabul edilen borçlar üzerinden ödenen faizlerin veya 13. maddesi uyarınca transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtıldığı kabul edilen kazançların, elde eden nezdinde kâr payı olarak kabul edilmesi yine anılan maddelerde hükme bağlanmıştır. Bu kazançların kurumlar vergisi kanunu ile kâr payı şeklinde kabul edilmesi, söz konusu faizler veya kazanç aktarımları üzerinden de KDV hesaplanıp hesaplanmayacağı sorununu ortaya çıkarmıştır.

Bu sorunu daha önce üç yazımda incelemiştim. 21 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan yazımda konuyu, özelgeler ile oluşan idari anlayış açısından irdelemiş, 23 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan yazımda ise konuyu vergi mahkemeleri nezdinde oluşan yargı anlayışı açısından irdeleyerek kararları aktarmıştım. Ancak bu ikinci yazımda konuya ilişkin Danıştay görüşünün henüz belli olmadığını, bu konudaki kararlar oluşunca ve ulaşınca duyuracağımı da yazmış, sonra da 5.4.2016 tarihinde Danıştay 9. Dairesinin konuya ilişkin kararlarını, katılmadığımı da belirterek aktarmıştım(*).

5.4.2016 günlü yazımda belirttiğim üzere Danıştay 9. Dairesinin görüşü, “örtülü sermaye üzerinden ödenen faizlerin de bir finansman hizmeti karşılığı ödendiği, burada gerçek anlamda bir kâr payının söz konusu olmadığı, faizin sadece gelir veya kurumlar vergisi açısından kâr payı olarak nitelendirildiği ve bu Kanunlar açısından doğacak sonuçların KDV Kanunu açısından da kabulünün mümkün olmadığı” gerekçelerine dayanmaktaydı.

Bu defa, ulaştığım, Danıştay 3. Dairesinin konuya ilişkin kararını aktarmak istiyorum.

Danıştay 3. Dairesi, İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin “mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesinden, örtülü sermaye üzerinden kur farkı hariç faiz ve benzeri ödemeler veya hesaplanan tutarların, gerek borç alan gerekse borç veren nezdinde, örtülü sermaye şartlarının gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibarıyla dağıtılmış kâr payı sayılması gerektiği, bu itibarla kazanç vergileri için bir vergi güvenlik sistemi olarak getirilen düzenlemeler itibariyle ortaya çıkan sonucun muamele vergileri için de vergiyi doğuran bir olaya sebebiyet vermeyeceği, bir başka ifade ile Kurumlar Vergisi Kanununda açıkça belirtilen ‘kâr payı dağıtımının’ Katma Değer Vergisi Kanununda sayılan türde bir teslim veya hizmet olarak nitelendirilemeyeceği, sonuç olarak 3065 sayılı Yasanın 1. maddesinde kâr payı ve iştirak kazançlarının katma değer vergisinin konusu olarak sayılmaması karşısında dava konusu cezalı tarhiyatta hukuka uyarlık görülmediği gerekçesiyle tarhiyat(ın) kaldırı(ması)” yönünde verdiği (E.2010/844 K.2011/4852  T.23.12.2011) kararı aynı gerekçe ile onamıştır (Danıştay 3. Dairesi E.2016/1607 K.2016/1944 T.3.3.2016).

Daha önce, İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin aynı yöndeki E.2009/3090 K. 2011/3161 T.8.7.2011 sayılı Kararının İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından da onandığını, İstanbul 6. Vergi Mahkemesinin aksi yöndeki bir Kararının İstanbul Bölge İdare Mahkemesi tarafından bozulması üzerine Mahkemece bozma kararına uyularak 5. Vergi Mahkemesi ile aynı yönde karar verdiğini (E.2012/2952 K.2012/2810 T.1.12.2012), buna karşılık İstanbul 5. Vergi Mahkemesinin yine aynı yöndeki bir başka Kararının (18/6/2010 tarih ve E:2009/2268, K:2010/1502 sayılı kararının) ise Danıştay 9. Dairesinin (E. 2010/11146 K. 2015/72 sayı ve 28.1.2015 tarihli Kararı ile bozulduğunu 5.4.2016 tarihli Dünya Gazetesindeki yazımda duyurmuştum. 

Görüldüğü gibi konuya bakış ve benimsenen sonuç Mahkemelere, Bölge idare Mahkemelerine ve hatta Danıştay Dairelerine göre değişmektedir. Ben, akademik görüşümü zaten daha önceki yazılarımda gerekçeleriyle zaten belli etmiştim. İlave olarak şunu ekleyeyim; bir ödemeyi bir Kanun bir şekilde nitelendirirken, başka kanunlar açısından yorum yoluyla farklı nitelendirmeler yapılması, hukuk birliğini bozar, kanunlar çatışmasına yol açar. Hazineye gelir sağlayacağız diye, bir ödemeye bir tarafta kâr payı, diğer tarafta finansman hizmet bedeli denilmesi bence mümkün değildir.

Gelişmeleri ben yazmaya devam edeceğim. Ancak bu farklı kararlar ve tartışmalar gösteriyor ki konu, kanun koyucu açısından değerlendirilmesi gereken bir boyuta ulaşmıştır. Maliye Bakanlığı ve Vergi Konseyi Çalışma Grubu, KDV üzerinde çalışırken bu konuyu da değerlendirmesi bence şarttır.

*) Söz konusu yazılarıma Dünya Gazetesinin web sayfasından veya www.bumindogrusoz.com adresinden ulaşabilirsiniz.