Yeni Çek Kanunu’nun ilginç düzenlemeleri

28.12.2009 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 824 görüntülenme YAZDIR

Yeni Çek Kanunu’nun ilginç düzenlemeleri
28 Aralık 2009, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Geçen günlerde, çeki, hukuksal durumunu ve çek suçlarını düzenleyen 5941 sayılı Çek Kanunu 20.12.2009 günlü Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu kanunla, önceki 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırıldı. Ancak eski kanun bazı koşulların varlığı halinde geçici bir süre daha uygulanma alanı bulabilecek. 
5941 sayılı kanun, çek defterlerinin içeriklerini, çek düzenlenmesini, kullanımını, çek hamillerinin korunmalarını ve kayıtdışı ekonominin denetim altına alınması önlemlerine katkıda bulunmaya ilişkin esasları, çekin karşılıksız çıkması ve belirlenen diğer yükümlülüklere aykırılık hallerinde ilgililer hakkında uygulanacak yaptırımları düzenlemektedir. 
Çek Kanunu özellikle hamiline çek düzenlenmesini kısıtlamış, özel koşullara bağlamıştır. Bu koşullar incelendiğinde kişilerin adeta hamiline çek kullanmaktan caydırılmaya çalışıldığı açıkça görülmektedir. Hamiline çek konusunu geçen günlerde Veysi Seviğ Hoca köşesinde ayrıntılı olarak irdelediği için (Bkz. 22.12.2009 günlü Referans gazetesi), burada tekrar bu konuya girmiyorum. 
Ancak Çek Kanunu incelendiğinde çok ilginç düzenlemelere de rastlamak mümkündür.
Bankalar, çek hesabı açtırmak isteyenlerin yasaklılık durumuna ilişkin adli sicil kayıtlarını, açık kimliklerini saptamak için fotoğraflı nüfus cüzdanı, pasaport veya sürücü belgesi örneklerini, yerleşim yeri belgelerini, vergi kimlik numaralarını, tacir olanların ayrıca ticaret sicili kayıtlarını, esnaf ve sanatkâr olanların ise esnaf ve sanatkâr sicili kayıtlarını almak ve çek hesabının kapatılması halinde bunları, hesabın kapatıldığı tarihten itibaren on yıl süreyle saklamakla yükümlü tutulmuşlardır. 
Çek hesabı ilgilinin, vekilin veya yasal temsilcisinin imzası olmadan açılamayacaktır. Çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişi, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunur. Tüzelkişiler adına verilecek beyannamede ayrıca, tüzelkişinin yönetim organında görev yapan, temsilcisi olan veya imza yetkilisi olan kişilerin çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı da belirtilecektir. 
Bu düzenlemelere göre bir tüzelkişinin çek hesabı olabilmesi veya mevcut hesabından çek defteri alabilmesi için yönetim organında görev yapanların, temsilcisi olanların veya imza yetkilisi olan kişilerin haklarında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmaması gerekmektedir. 
Bütün tüzelkişiler ve sermaye şirketleri, şimdi bu organ veya görevlerde bulunanların durumlarını gözden geçirmek zorundadır. Aksi halde çek defterleri olamayacaktır. 
Hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunan kişinin, bu suçtan verilen adli para cezasını ödemiş olması veya ödeyememesi sebebiyle hapis cezasını çekmiş olması halinde dahi bu yasak en az üç yıl daha süreceği için, bu kişinin çalışma hürriyeti bize göre bu süre zarfında kısıtlanmış olmaktadır. Kanun infaz edilmiş bir cezanın sonuçlarını, cezanın infazından sonraya da taşıyarak bir özgürlüğü kısıtlamıştır. Bu düzenlemenin anayasa karşısındaki durumu bizce tartışılması gereken bir husustur. 
Karşılıksız çıkan çeklerde çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, doğal olarak, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzelkişi olması halinde, bu tüzelkişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü tutulmuşlardır. Bu düzenlemeye göre karşılıksız çek sorumluluğu, mali işlerden sorumlu yönetim kurulu üyesi varsa o, yoksa bütün yönetim kurulu üyeleridir. Burada yönetim kurulu üyesinin şirketi temsile yetkili olup olmadığı ayrımın yapılmaması da bize göre yanlıştır. 
İlginç sayılabilecek bir diğer düzenleme de kanunun 4. maddesinde yer almıştır. Bu düzenlemeye göre hamiline çek hesabı sahiplerinin açık kimlikleri, adresleri, vergi kimlik numaraları, bu hesaplardan ödeme yapılan kişilere ait bu bilgiler ile bu kişilere yapılan ödemelerin tutarları ve üzerinde vergi kimlik numarası bulunmayan çeklere ilişkin bilgiler, Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirilecektir. 
Tacir tüzelkişi veya onun faaliyetleri ile ilişkilendirilmek kaydıyla, tüzelkişinin gerçek kişi ortakları, ortakların ilgili bulunduğu veya tüzelkişinin veya ortaklarının etkisi altında bulundurduğu gerçek kişiler ile tüzelkişinin yönetim organında görev alan veya temsilcisi sıfatını taşıyan gerçek kişiler adına açılmış olan çek hesapları, tacir tüzelkişiye ait kabul edilir. Söz konusu ilişkinin varlığına yönelik emarelerin bulunması halinde, hesabın bulunduğu banka şubesi durumu Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirir.
Bu durumda tüzelkişiler ve özellikle sermaye şirketleri, gerçek kişi ortaklarının, ortakların ilgili bulunduğu veya tüzelkişinin veya ortaklarının etkisi altında bulundurduğu gerçek kişiler ile tüzelkişinin yönetim organında görev alan veya temsilcisi sıfatını taşıyan gerçek kişilerin de çek kullanımlarını bilmek ve izlemek durumundadırlar. Bu konuda halka açık şirketlerin durumu pek zordur. Bu düzenlemenin tüzelkişilere ne gibi sorunlar açacağını zaman gösterecektir. Hele bu sayılanların çeklerinin Maliye Bakanlığı’nca transfer fiyatlandırması konusu ile ilişkilendirilmesi veya bu çeklerin şirkete izafe edilmesi sonucu şirketin kayıtdışı faaliyetleri dolayısıyla düzenlemiş çek kabul edilmesi halinde, doğabilecek sorun ve ihtilafları düşünmek bile istemiyorum.

28.12.2009 | Referans Gazetesi