DAVA SÜRECİNDE GECİKME FAİZİNİ DURDURMAK

22.06.2017 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 197 görüntülenme YAZDIR

DAVA SÜRECİNDE GECİKME FAİZİNİ DURDURMAK

 Dünya Gazetesi / 22.6.2017

             6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanununun 47. maddesinde, amme alacaklarının rızaen ödenmesine ilişkin olarak, “orantılılık ilkesi” getirilmiştir. Bu ilkeye göre yapılan ödemeler, alacaklı idare tarafından, borçlunun amme borçlarına ve bu borca bağlı fer’ilerine orantılı olarak kabul edilmektedir. Örneğin aleyhine cezalı tarhiyat yapılan mükellefin vergi dairesine 10.000 TL vergi aslı, 17.500 TL vergi cezası ve 22.500 TL gecikme faizinden oluşan toplam 50.000 TL borcunun oluştuğunu varsayalım. Bu mükellef, borcunun 30.000 TL kısmını ödemek istediğinde yaptığı ödemenin, % 20’si olan 6.000 TL vergi aslına, % 35’i olan 10.500 TL cezaya, % 45’i olan 13.500 TL de gecikme faizine mahsup edilecektir. Böylece kısmi ödemelerde mükellefin daima vergi aslına denk düşen bir bakiye borcu kalacağından, bu borca gecikme zammı işleyecektir. Mükellef, borcunun tamamını ödemedikçe, vergi aslı da kapanmayacaktır. Bu mükellef söz konusu tarhiyat aleyhine dava açsa, dava süresince vergi aslına, bu defa gecikme faizi işlemeye devam edecektir. 

            6183 sayılı Kanunla kabul edilen bu ilke, borçlunun yanı sıra alacaklının da haklarını koruması, bir başka deyişle hem alacaklının hem de borçlunun menfaatlerini dengelemesi ile adil bir yol olarak görülebilir.

            Buna karşılık borçlar hukukumuzda kural, daha katı ve alacaklı lehinedir. Zira borçlar hukukumuza göre,  borçlu tarafından yapılacak kısmi ödemelerin tamamı, kural olarak öncelikle vadesi gelmiş faiz ve masraflara mahsup edilir (Borçlar Kanunu md. 100).  Böylece borçlunun katlanacağı faiz yükü, üzerinden faiz yürütülecek bakiye borç tutarı daha fazla olacağından, daha yüksek tutarlarda olacaktır.

            Öte yandan mükellefler, Anayasamızın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesi, 125. maddesinde yer alan ve “idarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolunun açık” olduğunu belirten hüküm ve 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetlerine istinaden, kendileri ile ilgili her türlü vergilendirme işlemine karşı dava hakkına sahiptirler.

            Vergi Usul Kanunumuz 112. maddesinde ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerde, eksik ödenmiş veya hiç ödenmemiş verginin normal vade tarihinden tahakkuk tarihine kadar geçen süre için, gecikme zammı oranında gecikme faizi alınması öngörülmüştür. İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilerin mükelleflerince (veya sorumlularınca) dava konusu yapılması halinde ise gecikme faizinin, ödeme yapılmamış kısmına, verginin normal vade tarihinden yargı organı kararının tebliğ tarihine kadar geçecek süre için hesaplanması öngörülmüştür (md. 112/3-c).

            Bu gecikme faizi idarece hesaplandıktan sonra, uygulamada 2. ihbarname veya 112 ihbarnamesi olarak anılan Vergi / Ceza ihbarnamesi ile mükellefe duyurulur. Bu ihbarname, gecikme faizi açısından tarh işlemi niteliğindedir. Dolayısıyla gecikme faizinin yanlış hesaplandığı veya haksız olduğu iddiası ile bu işlem aleyhine dava açıldığında, işlemin yürütmesi, İdari Yargılama Usulü Kanununun 27. maddesi uyarınca kendiliğinden durur ve artık tahakkuk veya takip işlemleri oluşturulamaz. Bu durumda faize faiz işlemez.

            Vergi Usul Kanununun aynı maddesinde (fıkra 3/son paragraf), “dava açılması nedeniyle tahsili duran vergi ve cezalar mükellefler tarafından istenildiği takdirde davanın devamı sırasında da kısmen veya tamamen ödenebilir” düzenlemesi de yer almıştır.

            Görüldüğü gibi Vergi Usul Kanununun 112. maddesinin 3. fıkrasının son bendi, ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı dava hakkını kullanan mükelleflere (veya sorumlulara), dava süresince gecikme faizi işlemesini durdurma amacıyla vergi aslını ödeme olanağı vermiştir. Cezanın ödenmesine gerek yoktur. Çünkü cezaya zaten gecikme faizi işletilmesi söz konusu değildir.

Bu olanak, mükellefler için, davadan haksız çıkma ihtimaline göre kullanabilecekleri son derece önemli bir haktır.

Öte yandan bu hak, hazineye de yerine göre, dava bitmeden alacağına kısmen de olsa kavuşma olanağı vermektedir. Mükelleflerce bu hakkın kullanımı, hazinenin de lehinedir.

Ancak mükellefin davasından haklı çıkması halinde, para faizsiz olarak iade edilmektedir. Ödenen tutar, dava süresince hazine tarafından faizsiz olarak kullanılmaktadır. İşin bu yanı ise kuralın haksızlığını ve adaletsizliğini de ortaya çıkarmaktadır. Bu durum aynı zamanda mükellef haklarını da, Anayasaya aykırı şekilde ihlal etmektedir.

Her ne kadar Kanunda açıkça öngörülmemiş olsa dahi, genel hükümler ve ilkeler uyarınca hazinenin (Kanunda bir oran olmadığından temerrüt faizi oranında) faiz ödemesi gerekmektedir. Vergi idaresi burada faiz ödenmemesine gerekçe olarak, yapılan ödeme tutarının gelir kaydedilmediğini, emanet hesaplarda bekletildiğini ifade etmekteyse de, yapılan ödeme tutarının hangi hesaplara kaydedildiği meselesi mükellefin sorunu değildir. Kaldı ki, alınan tutarlar hangi hesaplara kaydedilirse kaydedilsin bir çekmecede ayrı olarak bekletilen bir para olmayıp, yine tasarruf edilmektedir. Bu konunun 112. maddede yapılacak bir tadille düzenlenmesi gerekmektedir.

            İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı dava hakkını kullanan ve Vergi Usul Kanununun anılan düzenlemesi uyarınca ödemede bulunmak isteyen mükelleflere tanınan, sadece vergi aslına ve/veya vergi cezasına mahsuben ödeme de bulunabilme olanağı, 6183 sayılı Kanunda yer alan ve yukarıda açıkladığımız “ödemede orantı ilkesi”nin bir istisnasıdır.

İkmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergilere karşı dava hakkını kullanan ve Vergi Usul Kanununun anılan düzenlemesi uyarınca ödemede bulunmak isteyen mükelleflerin yapacakları –orantı ilkesine istisna oluşturan- bu ödemelerini, bir dilekçe ile yapmaları ve ödemelerini hangi borçlarına mahsuben yaptıklarını ve dava haklarını kullandıklarını - mahkeme ve dosya numarası ile - dilekçelerinde belirtmeleri gerekmektedir. Zira aksi halde İdare, bu istisnai hakkın kullanılıp kullanılmadığını bilemeyeceğinden tahsilatı, 6183 sayılı Kanun uyarınca orantılayarak kabul edecektir. Öte yandan ödeme sırasında VUK.’nun 112. maddesinde yazılı haklarını kullandıklarını belirtmeyenlerin ileride bunu ileri sürmeleri de hem güç olacak hem de başkaca hukuki tartışmaları da beraberinde getirecektir.