BEN BU SEÇİMLERİ SEVDİM

02.06.2015 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 883 görüntülenme YAZDIR

BEN BU SEÇİMLERİ SEVDİM

 

(2.6.2015 tarihli DÜNYA Gazetesinde yayımlanmıştır)

 

Ben bu seçimleri hem de çok sevdim. Yaşamımda büyük bir rahatlık getirdi. Daha huzurlu çalışıyorum. Çünkü Nisan ayının başından bu yana yasama organı tatilde. 7 Haziran seçimlerinden sonra toplanacak.

Varsın toplansın, milletvekillerinin yemini, hükümet programının okunması, güven oylaması derken Temmuz ortasını buluruz. Sonra her halde yine tatile girer. Ekim başında tekrar toplanır ve yasama yılı başlar. Sonraki sürecin büyük kısmını zaten bütçe kanunu alacaktır.

Şimdi diyeceksiniz ki, “sana ne meclisin tatilinden, sen milletvekili misin, tatil sana mı?” Bu soruyu sormakta haklısınız ama tatil gerçekten bana, yani biz hukukçulara.

Hayatımızdaki en büyük değişiklik, her ay bir –iki tane yasalaşan torba kanun yok. Her bir Torba Kanun ile değişen onlarca kanunun onlarca maddesi yok.

Her akşam eve gelip, onlarca maddeyi tek tek araştırmak, hangi kanunun hangi maddesi değişti diye uğraşmak, eldeki kanun kitaplarına onları tek tek işlemeye çalışmak yok. İşlemekle bitmiyor, yürürlük tarihlerine bakıp not etmek de yok. Gerekçeleri araştırmak yok.

Kaldırılan maddeleri tek tek bulup, neden kaldırıldığını anlamaya çalışmak yok.

Üç ay önce aldığım kanun kitaplarını, artık eskidi diye atıp, yeni baskısını almak yok.

Her hangi bir yazı veya görüş hazırlarken mevcut kanun kitaplarına güvenemeyip, acaba atladığım bir değişiklik var mı diye her madde için, güvenilir kaynak olarak Başbakanlık web sayfasına girip mevzuat bölümünden kontrol etmek yok.

            Yaklaşık 8-9 yıl önce, çok değerli ve konusunda uzman bir hukukçunun bürosuna hukuki görüş alış verişi için gittiğimde, elinde bir Ticaret Kanunu görmüştüm. Sayfaları yıpranmış, ama her tarafı notlarla, içtihatlara veya makalelere göndermeler yapan küçük notlarla doluydu. Sayfalarda adeta basılı maddelerden çok notlar vardı. Açıkladı, “ben bu kanunu 1974’den beri kullanıyorum, notlar da yılların birikimi” dedi.

Benim hiç böyle bir vergi kanunum olmadı. Ben de sayfalara notlar alırım. Ama o kanun kitabının hiçbir zaman ömrü 6 ayı bile geçmedi. Önceleri o notları hep yeni baskılara da taşırdım. Baktım sonu yok, boş verdim.

Hukuk kitapları satan kitapçılarda vergi hukuku, kambiyo hukuku, gümrük hukuku, sermaye piyasası hukuku gibi alanlarda diğer hukuk alanlarına nazaran pek fazla monografik esere rastlayamazsınız. Yazan da, yazılanı basan da yok. Kitapçılar bu alanlarda kitap basmayı pek sevmiyorlar. Sebep de mevzuatın çok hızlı değişmesi. “satamıyoruz, elde kalıyor” diyorlar. Haklılar.

Geçtiğimiz günlerde Yeditepe Üniversitesinde “Adnan Tezel Hocayı Anma Günü” olarak, zaten duyurduğum bir toplantı düzenlendi. İzleyicilerden biri, “Danıştay’ın Daire içtihatlarında farklılıklar ve çelişkiler oluşuyor, Niçin içtihatları birleştirme yoluna gidilmiyor” diye bir soru sordu. Konuşmacının “İçtihatları birleştirme kurulu toplanıp konuyu karara bağlayana kadar zaten mevzuat değişiyor, kurulun karar vermesinin anlamı kalmıyor” şeklindeki cevabı da beni doğruluyordu. Evet, kanunlardaki hızlı ve çok sayıda değişim, içtihat oluşumunu da engelliyor.

Doktora seminer derslerimden biri Anayasa Hukukuydu. Rahmetli hocam Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya’nın eşliğinde  “İkinci Meclis : Cumhuriyet Senatosu” başlıklı seminer ödevi hazırlayıp sunmuştum. O zamanlar 1961 Anayasası yürürlükte idi ve TBMM., Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olarak iki meclisli bir yapıya sahipti. Ödevimde iki meclisinde aynı seçim sistemi ile oluştuğunu, dolayısıyla iki mecliste de aynı partilerin çoğunluk sağladığını, bu nedenle ikinci meclisin bir işlev ifa edemediğini, bu nedenle de yasama faaliyetlerini yavaşlatmaktan başka bir fonksiyon ifa etmediğini ve bu nedenle de kaldırılmasının yararlı olacağını savunmuştum.

Ancak şimdi görüyorum ki, yasamanın çok hızlı çalışmasının da başkaca sakıncaları varmış. En azından torba kanun sistemi ile hızlı çalışmak,  tasarı veya tekliflerin iyi tetkik edilmemesi ve bir torba ile yapılanın diğer torba ile değiştirilmesi veya yeniden düzenlenmesi zaruretini ortaya çıkardı. Bu arada hızın getirdiği maddi hatalar da gördük. Örneğin Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 4. maddesine 5234 sayılı Kanunla (m) bendi eklendi. Ama sonradan ortaya çıktı ki, maddenin zaten (m) bendi var. Bendin numarası daha sonra 5281 sayılı Kanunla (n) olarak değiştirildi. Aynı sorun Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesine 6322 sayılı Kanunla eklenen 17. bentte de yaşandı ve bendin numarası daha sonra 6353 sayılı Kanunla düzeltildi. Daha ilginç bir maddi hata da 5174 sayılı TOBB’un kuruluş Kanununda 5728 sayılı Kanunla yapılan değişiklikte yaşandı. Kanunda “Olmamak” kelimesi, “olmak” şeklinde yer alınca TOBB genel sekreterinin bir çok suçtan sabıkalı olması koşulu aranır hale geldi. Hata, Radikal Gazetesi tarafından yakalanıp 12.6.2008’de manşete taşınınca 5795 sayılı Kanunla düzeltildi. Daha önceleri de 10. Cumhurbaşkanı Sezer, ‘Türkçe ifade hatası’ ve ‘dizgi hatası’ nedeniyle iki yasayı veto etmişti.

            Amerikan Anayasa Hukukunda kullanılan bir kavram var. “Yasama Kalitesi”. Yasama organlarının çalışmalarının, sonuçlarına bakılarak değerlendirilmesini öngörüyor. Sonuçta, iki meclisli sistemin yasamayı yavaşlattığı ne kadar doğruysa, yasamanın bu kadar hızlı çalışmasının da o kadar yanlış sonuçlar verdiği görülüyor. Bu nedenle yeni Anayasa çalışmaları sırasında, yasama organının çalışmalarının veya bu çalışmaların sonuçlarının kalitesini artıracak tedbirlere de yer verilmesinde yarar olacaktır.