İç kaynaklı sermaye artırımlarında bedelsiz hisseler

14.12.2009 Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - 779 görüntülenme YAZDIR

İç kaynaklı sermaye artırımlarında bedelsiz hisseler
14 Aralık 2009, A.Bumin DOĞRUSÖZ

Yıl sonlarında sermaye şirketlerinde sermaye artırımı gerekliliğine ilişkin yazımdan sonra sermaye artırımı ve özellikle iç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımlarında payların dağıtımına ilişkin pek çok okur sorusu geldi. Bunları ayrı ayrı yanıtlamak yerine bir bütünlük içerisinde tekrar bir yazı olarak irdelemenin daha yararlı olacağı düşüncesindeyim. Bu nedenle bu günkü yazım, bu konuda. 
Sermaye şirketlerinde esas sermaye, pay sahiplerinin şirkete getirmeyi taahhüt ettikleri malvarlığının nakit olarak ifade edilmiş toplamıdır. Bu toplam veya nakdi değer, şirket ana sözleşmesinde ve bilançosunun pasifinde sabit bir rakam olarak yer alır. Dolayısıyla şirketin bu esas sermayesi, ana sözleşmesinin değiştirilmesi suretiyle artırılabilir. Ticaret kanunumuz, her bir sermaye şirketi için genelde ana sözleşme değişikliği, özelde sermaye artırım usulünü ayrı ayrı düzenlemiştir. 
Sermaye şirketlerinin sermaye artırımlarında başvurabilecekleri başlıca -iç ve dış kaynaklar olmak üzere- iki kaynak söz konusudur. 
Sermaye şirketlerinin, paydaş olan veya olmayan kimseler tarafından yeni malvarlığının getirilmesi suretiyle dış kaynak kullanarak yapacakları sermaye artırımları başlıca, yeni payların ihdası veya mevcut payların itibari değerlerinin artırılması yoluyla gerçekleştirilebilir. Dış kaynaklı sermaye artırımı, iç kaynaklı sermaye artırımından ayrı olarak yapılabileceği gibi, birlikte de yapılabilir. 
Sermaye şirketlerinde iç kaynaklı sermaye artırımı ise belli nitelikteki yedek akçelerin, -henüz dağıtılmamış safi kârın ve/veya özellikle vergi kanunlarına göre oluşturulan bazı fonların ana sözleşmede değişikliği suretiyle- sermayeye eklenmesi şeklinde tanımlanabilir. 
Şirketin iç kaynaklı sermaye artırımı, şirketin kâr oranının veya hisse senetleri kurunun düşürülmek istenmesi, şirketin kredisinin artırılması, sermaye ihtiyacının karşılanması, kâr dağıtımında istikrarın hedeflenmesi gibi çeşitli sebeplere dayanabilir. Özellikle bankacılık, finansal kiralama veya faktoring gibi özel konulu iktisadi işletmelere sahip şirketlerde, işlem hacmi veya sınırları sermayeleri dikkate alınarak belirlendiğinden, bu şirketlerde sermaye artırımı bazen ticari faaliyetin idame ettirilebilmesi için bir zorunluluk halini de gösterebilmektedir. 
Burada, iç kaynaklı sermaye artırımından doğan bedelsiz hisselerin kime ait olacağı sorunu, bir başka deyişle iç kaynağın oluşumu sırasında pay sahibi olanlara mı, yoksa sermaye artırım tarihinde pay sahibi olanlara mı ait olacağı sorunu ortaya çıkmaktadır. Sermaye artırımının iç kaynaklardan yapılması ile birlikte ortaya çıkan yeni hisselerin veya hisse senetlerinin, sermaye artırım tarihinde hissedar olanlara, mevcut sermayedeki payları oranında bedelsiz olarak dağıtılması bir zorunluluktur. Yargı kararları da bu bedelsiz hisselerin sermaye artırım tarihinde hissedar olanlara ait olacağı yönündedir. 
Öte yandan, iç kaynaklı sermaye artırımının dış kaynaklı sermaye artırımı ile birlikte yapıldığı hallerde hissedarlara bedelsiz hisse verilmesi, dış kaynaklı sermaye artırımına katılma, bir başka deyişle yeni malvarlığı taahhüdü şartına bağlanması da mümkün değildir.
Burada, esas hak sahiplerinin sermayeye eklenen iç kaynağın oluştuğu dönemde pay sahibi olanlar olduğu ve bedelsiz hisselerin onlara verilmesi gerektiği savunulabilir. Ancak, payın bahşettiği hakların bir bütünü ifade ettiği ve payın verdiği haklardan, hakların kullanılacağı tarihte o paya malik olanın yararlanacağı nazara alınırsa, bu görüşü kabule olanak yoktur. Öte yandan, iç kaynaklı sermaye artırımının tescili ile her bir payın yerine, bedelsiz gelen yeni paylarda eklenmiş şekli ile yeni sermaye payı kendiliğinden yerleşir. Ancak bu durumda, iç kaynağın oluşumu sırasında hissedar olanların bu tarihteki pay oranının daha sonra dış kaynaklı sermaye artırımları ile azaltılabileceği ve iç kaynağın gerçek malikine ulaşmayacağı söylenebilir. Bu şekilde ortaya çıkabilecek adaletsizliklerin giderilme yolu ise dış kaynaklı sermaye artırımlarının emisyon primli olarak yapılmasıdır ve hatta birçok halde bu bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Bu zorunluluğa uyulmamasının müeyyidesi ise ancak, dış kaynaklı sermaye artırımına iştirak etmeyen ve bedelsiz hisse alma olanağı kısıtlanan pay sahibinin, Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesine dayanarak iyi niyet kurallarına aykırılık gerekçesi ile açacağı iptal davası ile sağlanabilir.
Bilindiği gibi Kurumlar Vergisi Kanunu’na göre örtülü sermaye, kurumların dönem başı özsermayelerine göre hesaplanmaktadır. Özsermayenin hesabında iç kaynaklar zaten nazara alındığı için, iç kaynaklardan yapılacak sermaye artırımının özsermayeyi artırıcı bir etkisinin olmadığı da unutulmamalıdır.

14.12.2009 | Referans Gazetesi