VERGİ MAHKEMESİ ve CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ BİRBİRİNE ETKİSİ SORUNU

04.03.2016 Dr. Ezhan DOĞRUSÖZ- 3260 görüntülenme YAZDIR

         VERGİ  MAHKEMESİ  ve  CEZA  MAHKEMESİ  KARARLARININ  BİRBİRİNE  ETKİSİ  SORUNU

                                                                                                                                                                                     M. Ezhan Doğrusöz*

I-  GİRİŞ

           Vergi  ceza  hukukunda  kişinin  hukuka  aykırı  bir  fiili  dolayısıyla, hem  vergi mahkemesinde  hem  de  ceza  mahkemesinde  yargılanması  gündeme  gelebilir. Bu  takdirde, yani  bir  fiil dolayısıyla  iki  farklı  yargı alanına  giren  bir  yargılamanın  söz  konusu  olması  halinde,  yargı  yerlerinin  kararlarının  karşılıklı  etkileşimi de  önem  arz  eden  bir  konu  olmaktadır.

           İki  ayrı  yargı  koluna  giren  mahkemelerin  kararlarının  karşılıklı etkileşimi  konusu,  ortaya  çıkabilecek  sorunlar yönünden  doktrinde  de  ele  alınmıştır. Bu  yazıda  da  hem  konu  incelenmeye  çalışılmış  hem  de  ortaya  çıkabilecek  sorunlarla  ilgili çözüm önerileri  üzerinde  durulmuştur.

   II-  VERGİ  SUÇUNUN  CEZA  MAHKEMESİNDE  DE  YARGILANMASI  HALİNDE  KARARLARIN  BİRİBİRİNE  ETKİSİ  SORUNU   

         V.U.K. 367’nci maddesinin beşinci bir başka deyişle son fıkrasında yer alan  düzenleme  uyarınca, ceza  mahkemesi  kararları, V.U.K.’un dördüncü kitabının  ikinci  kısmında  yazılı  vergi  cezalarını  uygulayacak  makam  ve  mercilerin  işlem  ve  kararlarına   etkili  değildir.  Aynı  düzenleme  uyarınca, bu  makam  ve  merciler  tarafından verilecek  kararlar  da  ceza hakimini  bağlamaz.

         Normun  ifadesinden  de  anlaşıldığı  üzere, V.U.K.’un  dördüncü kitabının  ikinci  kısmında  yazılı  vergi  cezaları  ile  ceza  mahkemesi  kararları  arasında  bir  etkileşim  olmasının  önüne  geçilmek  istenmektedir. Dolayısıyla  V.U.K. md.344  ile  md. 364  arasındaki  vergi  ziyaı, usulsüzlük  ve  vergi suçlarına  uygulanacak  cezalar  kapsama  alınmış  olmaktadır. Bu  durumda, V.U.K. md. 344  ile  V.U.K. md.364  arasında  kalan  düzenlemeler  dışındaki  durumlar  için  V.U.K. md.367/son  anlam ifade  etmeyecektir[1].

    Vergi  Usul  Kanununun  367/son  fıkrasında  yer  alan  düzenleme  de  üzerinde  durulabilecek  ilk  husus, “makam  ve  merciler”  ifadesinden  ne  anlaşılması  gerektiğidir. Konunun, doktrinde de  üzerinde durulduğunu  görmekteyiz[2]. Kanaatimizce, ilgili fıkrada  yapılmış olan  “makam  ve  merciler”  şeklindeki  ifade  tarzı  bugün  için  yeterli  açıklıkta  değildir. Düzenlemenin  yapıldığı  zaman  dikkate  alınırsa  burada  kastedilenin  sadece  idari  makamlar  olduğu  düşünülebilirse  de,  merci  ifadesinin,  idari merciler yanında  yargı  organını da  ifade  ettiği  söylenebilir mi? Dolayısıyla, ilgili  madde  düzenlemesinin,  konunun  açıklığa  kavuşması   yönünden  yeniden  yapılmasında  da  fayda  olduğunu  belirtebiliriz.      

     Vergi  mahkemesinin  davanın  kabul  veya  reddi  konusundaki  dayandığı  normlar  ile  ceza  mahkemesinin  dayandığı  normlardaki  farklılığın  iki  mahkeme  açısından  farklı  yönde  kararların  ortaya  çıkmasına  sebep  olması  doğaldır. Örneğin, ceza  mahkemesi  fiilin  işlenmesinde  kasıt (manevi  unsur)  olmadığından  sanık  mükellefin  beraatına  karar  verebilecekken, vergi  mahkemesi  kastın  varlığını  aramak  durumunda  olmadığından  cezayı  uygun  bulabilecektir. İki  mahkeme  arasındaki  manevi  unsurun  farklılığına  dayanan  nedeni  anlamak  mümkündür[3] . Vergi  mükellefinin, vergi  mahkemesinde  yargılanmasının  yanı  sıra  ilgili  fiilin  ceza  mahkemesinde  de  yargılanmayı  gerektirmesi halinde, iki  yargı  organının  kararlarının  birbirine  etkisi  hususunda  sorunlar  çıkabilmektedir. Buradaki  sorunlardan  biri  de, mükellef  hakkında  öngörülecek  cezayı    etkileyecek  şekilde  , yargı  organlarından  verilecek  kararların  farklı  yönde  olması  ihtimalidir[4].

    İdari  cezalar, ceza  hukuku  anlamında  yaptırımlardan nitelik  olarak  farklıdır. Bir  kere  amaç  unsuru  yönünden  idari  yaptırımların  amacı, idari  düzenin  sağlanması  iken, ceza  hukuku  anlamında  suçların  ihdasındaki  amaç, toplumsal  düzenin  sağlanmasıdır. Bu  bakımdan, idari  yaptırımların  önleyici, adli  cezalarınsa  bastırıcı  bir  işlev  gördüğü  söylenebilir. İkinci  olarak, adli  suç  ve  cezalar  mutlaka  kanunla  belirlenirken, idari  yaptırımların  idarenin  düzenleyici  işlemleriyle  de  belirlenmesi  mümkündür. En  önemlisi, adli cezalar, mahkemeler tarafından  hükmolunup  adli  mercilerce  infaz  edilirken; idari  yaptırıma  idare  karar  verir  ve  bunu  uygular[5].  Bu  ayırımı  dikkate  alırsak, inceleme  konumuzun  bir  başka  boyutu  da, aynı  fiilden  dolayı, mükellefin  hem  vergi  mahkemesi hem de ceza  mahkemesinde yargılanması halinde, Non Bis In Idem[6]   ilkesine  aykırılığın ortaya çıkıp  çıkmayacağıdır. Söz konusu ilke, Avrupa  İnsan  Hakları  Sözleşmesi’nin 7 numaralı  Protokolünün  4.  maddesinde de ifadesini bulmaktadır[7].

      Non bis in idem kavramı açısından konumuza bakacak olursak, vergi  ziyaı  cezası  ile  ceza  mahkemesince  verilen   cezanın  farkı  dolayısıyla, aynı  kişinin  aynı  fiilden  dolayı  birden  fazla  kere  yargılanmasının  söz  konusu  olmadığını  dolayısıyla  non  bis  in  idem  ilkesinin  ihlal  edilmediğini ifade  edebiliriz. Zira, vergi  ziyaı  cezası   idarenin  verdiği  mali  nitelikli  bir  ceza  (idari  para  cezası), diğer  ise  ceza  mahkemesince  verilen  hürriyeti  bağlayıcı  ceza  olmaktadır[8].       

        İdarenin ceza kesme yetkisini kullanırken kullandığı kıstaslar, gerekse ceza mahkemesinin aynı fiillerden dolayı yargılama yapıp hüküm verirken yararlandığı kurallar farklıdır. Mesela; ceza mahkemesi, 367. maddedeki yargılama koşulunun gerçekleşmediğinden hareketle düşme kararı verebilir, ya da kasıt unsuru gerçekleşmediği için sanığın beraatine karar verebilir. Bu iki halde de kararların, vergi dairesinin ceza kesme yetkisine doğrudan bir etkisi olmayacaktır. Sanık beraat etse dahi, vergi dairesi sanığa işlemiş olduğu vergi kaçakçılığı fiilinden dolayı ziya uğrattığı verginin üç katı tutarındaki para cezasını verebilecektir. Aynı durum ceza mahkemesi içinde söz konusudur. Yani idarenin söz konusu kaçakçılık fiili için para cezası vermemiş olması ceza yargıcını bağlamayacaktır.  Ceza yargıcı serbestçe tüm delileri değerlendirerek suçun unsurlarının oluşup oluşmadığını araştıracak ve kararını verecektir[9].

       Aynı  fiil  dolayısıyla  mükellefin, Vergi  Usul  Kanununun  359.maddesine  göre  hem  ceza  mahkemesinde  yargılanmasını  gerektiren  bir  durumun oluşması  ve  hem  de  vergi  ziyaı  nedeniyle  vergi  ziyaı  cezasının  kesilmesinin  gerekmesi  halinde,  vergi  ve  ceza  mahkemelerinin  kararlarının  bir diğerine  etkisi  ne  şekilde  olacaktır ? V.U.K. md.367/son  düzenlemesi  ve  bu  sorun  ile  ilgili  olarak  duraksama  yaratabilecek  hususlar, doktrinde  ele  alınmıştır.  Örneğin, bir  eserde  vergi  mahkemelerinde  kaçakçılık  fiilleri  konusunda  verilecek  kararların, ceza  mahkemesi kararlarına  etkisi  konusunda, her  ne  kadar  vergi  mahkemesi  tarafından  verilecek  kararların  ceza  yargıcını  bağlamaması  söz  konusu  ise  de, konusunda  uzman  olan  vergi  mahkemelerinin  vergi kaçakçılığı  konusundaki  nitelendirmelerinin  ve  vergi  ziyaı konusundaki  kararlarının ceza  mahkemesi  tarafından  dikkate  alınması  gerektiği  ifade  edilmekte  ve  ceza  mahkemesi  tarafından  dikkate  alınmasının  da,  ceza  mahkemelerinden  çıkacak  kararların  isabet  oranını artıracağı  belirtilmektedir[10].

         Bir  başka  eserde  ise, ceza  mahkemelerinin bir  yargılama  sırasında  aynı  fiil  nedeniyle  vergi  idaresince tesis  edilen  mali  nitelikli  cezaya  karşı  vergi  yargısına başvurulduğunu  öğrenirse, yargılamaya  konu  somut  uyuşmazlığın  özelliklerini  de  dikkate  alarak  vergi  mahkemesi  kararını  bekleyebileceği, ancak  vergi mahkemesi  kararını  beklemesinin, ceza  mahkemesinin  onun  kararıyla  bağlı  olduğu  anlamına  gelmediği  belirtilmektedir. Aynı  eserde  devamla, ancak  vergi mahkemesinin  vergi  idaresi  tarafından  mali  nitelikli  ceza kesilmesinin  temelini  oluşturan  fiilin  işlenmediğine, dolayısıyla  da  idari  cezanın  iptaline  ilişkin  kararının  ceza  yargıcını  bağlaması  gerektiği, ayrıca  aynı  eserde, vergi  mahkemesi kararının  mali nitelikli  ceza kesme  işlemini  tebligattaki  usulsüzlük  v.b.  nedenlerle  iptal  etmiş  veya  ceza  kesme  işlemini  hukuka  uygun  bulup  onamasına  rağmen, yargılama  konusu  olayın  özellikleri – işletmenin  büyüklüğü, işlem  hacmi, fiilin  niteliği - yargılanan  kişi  bakımından  suçun  manevi  unsurunun  ceza  muhakemesine  hakim  ilkeler  çerçevesinde  tekrar  araştırılmasını  gerekli kılıyorsa, vergi  mahkemesinin  bu  tür  kararlarının  ceza  yargıcını  bağlamaması  gerektiği  de  ifade  edilmektedir[11].

    Doktrinde  bir  başka  eserde  de; V.U.K. ‘un  367.maddesine  son  şeklini  veren 5728  sayılı  Kanununun  gerekçesinde  de  belirtildiği  gibi, ceza  hakiminin, fiilin fail  tarafından  işlendiği veya  işlenmediği  yönündeki  kesin  tespitinin  vergi  mahkemesini de  bağlaması  gerektiği  belirtilmiş, ayrıca sonuçta, her iki  yargı yerinde ortaya çıkan delil ve durumların birbirinin kararlarını  etkileyeceği  de  ifade  edilmektedir[12].

    Bir  başka  örnek  vermek  gerekirse, ceza  mahkemeleri  ile  vergi  mahkemeleri  arasında  çıkan  hüküm  uyuşmazlıklarını  önlemek  ve kalıcı  çözüm  bulabilmek  için  tek  yolun  vergi  suçları  ve  vergi  kabahatlerinin  vergi  mahkemesinde  görülmesinin  sağlanması  olduğu  ve  bunun  yapılacak  kanuni  düzenleme  ile  mümkün olabileceği  ifade  edilmiştir[13].   

    Dolayısıyla  konu,  mahkemelerden  birinin  diğerinin,  kararı  için  davayı  bekletici sorun  yapması  (örneğin, vergi  mahkemesinin) ve  diğer  yargı  organının  kararını  beklemesi  ile  de  ilgiliolarak  ortaya çıkmaktadır. Hukuk  Muhakemeleri  Kanunu  md.165/1  uyarınca, bir  davada  hüküm  verilebilmesi, başka  bir  davaya, idari  makamın  tespitine  ya  da  dava  konusuyla ilgili  bir  hukuki ilişkinin  mevcut  olup  olmadığına  kısmen  veya  tamamen  bağlı  ise  mahkemece o  davanın  sonuçlanmasına  veya idari  makamın  kararına  kadar  yargılama  bekletilebilir[14].

III- SONUÇ

     Mükellefin  fiili  ile hem  vergi  mahkemesi  hem  de  ceza  mahkemesinde  yargılanmasının  söz  konusu  olduğu  durumlarda, her  iki  mahkemenin  kararlarının  karşılıklı  etkileşimi  doktrinde  de  ele  alınan  bir  konu  olmuştur. Özellikle, konu, vergi  idaresince  verilecek  vergi  ziyaı  cezasının  miktarını da  etkileyebilecek  nitelik  taşıması  yönünden  de  önem  taşımaktadır.

      Kanaatimizce, vergi  ziyaı  miktarının  da  belirlenmesi açısından  önem  taşıyan  bu  konuda,    vergi  mahkemesinin ceza mahkemesince  verilecek  kararı  beklemesi yani  bu  noktayı  bekletici  sorun  yapması  daha  uygun  olacaktır. Örneğin, mükellefçe  düzenlenen  belgenin  sahteliğinin  tespiti  ceza  hukuku  dolayısıyla  ceza  yargı  alanının  konusudur  ve  böyle  bir  konuda  vergi mahkemesi, alanında  uzman  ceza  mahkemesinin  kararını  beklemelidir. Keza, vergi  mahkemesinin  uzmanlık  alanına  giren bir konuda  da, ceza  mahkemesi  vergi  mahkemesi  kararını  dikkate  almalıdır.

       Öte  yandan, Türk Ceza  Kanununa, ceza  mahkemesinin  görev  alanına  giren  ( örneğin, sahtecilik  ile  ilgili) hususlarda,  mutlak  bir  şekilde  ceza  mahkemesinin  görevli  olduğuna ilişkin   bir  hüküm  de  konabilir. Bu  şekildeki  bir  düzenlemenin,   verilecek  kararlarda  adalete  olan  güveni  arttıracağı  da  ortadadır.     

       Nihayet  belirtilebilecek  bir  başka  husus, yazıda  yukarıda  değinildiği  gibi, V.U.K. md. 367/son  düzenlemesi,  vergi  idaresinin  yanı  sıra  vergi  mahkemelerini  de  kapsayıp  kapsamadığı  konusunda  yeniden ele  alınabilir.          


* Yrd. Doç.Dr., Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi, Maliye Bölümü Öğretim Üyesi

[1] İbrahim Nihat, Bayar., Vergi Kaçakçılığı, Mali Akademi Yayınları, Akademi Serisi Yayın No: 4, Haziran – 2013, s.162

[2] Örneğin, ilgili konuya bir eserde de değinilmektedir. Kısaca aktarmak gerekirse: “ Kanımızca, Vergi  Usul Kanunun 367.maddesinin son fıkrası, ceza mahkemeleri ile vergi mahkemeleri  kararları  arasındaki etkileşimle ilgili olmayıp, ceza  mahkemeleri ile  vergi idaresi arasındaki ilişkileri düzenlemektedir.  Hükümdeki ‘ Vergi cezalarını  uygulayacak makam ve merciler ‘ ibaresindeki  ‘uygulama’ terimi de bu saptamayı teyit etmektedir. Aksini kabul yasa koyucunun  vergi mahkemeleri  kurulmadan, bu mahkemelerle ceza mahkemeleri kararları arasındaki  etkileşimi öngördüğü ve düzenleme getirdiği sonucuna varılmasını gerektirir. Bilindiği üzere  vergi mahkemeleri 1982 yılında 2576 sayılı yasayla kurulmadan önce, vergi uyuşmazlıklarının çözümünde ilk dereceyi vergi itiraz komisyonları, ikinci dereceyi vergiler temyiz komisyonu oluşturuyordu.  Yargı organı olmadıkları  kabul edilen bu komisyonlar ile ceza mahkemeleri arasında  inceleme konusu sorunun çıkması da mümkün değildi” (Mustafa, Akkaya., Vergi Mahkemesi ve Ceza Mahkemesi Kararlarının Etkileşimi Üzerine Bir İnceleme, Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl . 2000,Cilt: 49, Sayı 1-4, s. 85-96) (http://auhf.ankara.edu.tr/auhfd/auhf - dergisi/yil - 2000-cilt-49-sayi-1-4/) (Erişim Tarihi: 22.12.2015). 

[3] Doğan, Şenyüz., Vergi Ceza  Hukuku, Ekin, 7. Baskı, 2013, s.117

[4] Nitekim bir eserde de, bu hususa değinilmektedir: “ Her iki mahkemeden veya makamdan verilen kararlar lehte veya aleyhte de olsa bağlamama kuralı geçerliliğini korur. Bunun temel nedeni  her iki organın da araştırmaları veya incelemeleri, kendine özgü kurallar içinde yapmasıdır. Bu durum muvacehesinde, örneğin vergi mahkemesinde dava devam ederken, aynı konuda ceza mahkemesi kendi kuralları içinde araştırmasını yapar ve sonuca varabilir. Ancak bunun bir önemli sakıncasının da bulunduğunu söylememiz gerekir. Örneğin sahte bir fatura iddiası ile ceza mahkemesinde kamu davası açıldığında, bu faturaların sahteliği nedeni ile mahkûmiyet kararı verildikten ve de bu karar kesinleştikten sonra, Vergi Mahkemesinin  faturaların sahte olmadığı yolunda karar vermesi durumunda önemli bir çelişkinin ortaya çıkacağını  da ifade etmek gerekir “ (Süheyl, DONAY.,Ceza Mahkemesinde Yargılanan Vergi Suçları, Beta, 1. Baskı, Haziran -2008, İstanbul, s. 80).     

[5] Rifat Murat, Önok - Burak, Pınar., Kesin Hüküm Müessesesi Bağlamında Ceza Mahkemesi Kararları İle Vergi Mahkemesi Kararlarının Birbirini Etkileşimi ve Bağlayıcılığı Üzerine Bir İnceleme, Mali Pusula, Temmuz – 2006, Yıl 2, Sayı 19, s.74

[6] Bir eserde, doktrindeki çeşitli tanımlara atıf yapılarak bu kavram için şu tanımlayıcı ifadeler belirtilmektedir: “Latince bir kavram olan’ne (non) bis in idem’ Türkçeye ‘aynı  fiilden  dolayı   iki  kez  ceza  verilmez’  veyahut ‘aynı suçtan  dolayı iki  kez  yargılanmaz’ ya da ‘aynı sebeple iki defa  kovuşturma  yapılamaz’, hatta  ‘soruşturma  bir  kez  olur’ şeklinde çevirmek  mümkündür. Basit bir deyimle, bir kimsenin  aynı fiil  nedeniyle iki kez kovuşturulmamasını ifade eder” ( Rifat Murat, Önok -  Burak, Pınar., a.g.e., s.71).

[7] A.İ.H.S. 7 No’lu Protokol md.4/1: “Hiç kimse bir devletin ceza yargılaması usulüne ve yasaya uygun olarak kesin bir hükümle mahkum edildiği ya da beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkum edilemez”

  Madde metninden de anlaşılacağı üzere, Protokol No: 7 md.4’ün amacı, kişilerin ceza yargılama usulü çerçevesinde kesin bir kararla beraat ettiği ya da mahkûm olduğu bir suçtan ötürü ikinci kez bir ceza yargılamasına ya da cezalandırmaya tabi tutulmasını yasaklamaktadır (Gülay Arslan, Öncü., Vergi Hukuku ve Yargılamasına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Uygulanabilirliği: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Bir Analiz, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, Sayı: 20, Mart–2015,s.183)  (http://www.taa.gov.tr/yayin/turkiye-adalet-akademisi-dergisi-sayi-20/)  (Erişim Tarihi: 22.12.2015).

[8] Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin aynı  fiil  dolayısıyla hem idari para cezası hem de hapis cezası  verilmesini 7 numaralı Protokolün 4.maddesine aykırı sayan kararları da mevcuttur. Örneğin,  Nykenan/Finlandiya kararı gibi.

[9]Adnan, Çavuş., Adalet Dergisi, Sayı : 5, Ekim – 2000 (http://www.yayin.adalet.gov.tr/05.sayi/2adnan.pdf) (Erişim Tarihi: 22.12.2015).

[10] Adnan, Çavuş., (Adalet  Dergisi, a.g.m.); Görüleceği üzere, konu aynı zamanda vergi idaresince tespit edilecek olan vergi ziyaı cezasının da miktarının belirlenmesi  açısından önem taşımaktadır. Vergi ziyaı cezasında, suçun kaçakçılık olup olmamasına göre, ceza tayin edilecektir. Bu nokta da, ceza mahkemesi kararının vergi idaresince verilen vergi ziyaı cezasına etkisi önem taşımaktadır. Örneğin bir eserde de, bu konu üzerinde durulmakta ve şöyle denmektedir: “ Hem kaçakçılık suçunu oluşturan ve hem de aynı zamanda vergi ziyaı suçu oluşturan bir durumda yükümlü hakkında “vergi ziyaı cezası” üç kat olarak kesilecektir.

  Söz konusu fiilin kaçakçılık niteliğini taşıyıp taşımadığına karar verecek organ ceza mahkemesidir. Dolayısıyla karar oluşana kadar olayı kaçakçılık olarak değerlendirmek ve kaçakçılık suçunun hukuki müeyyidelerini olaya uygulamak mümkün değildir.

  Hakkında kaçakçılık suçundan dolayı açılan davada yükümlü beraat ederse, hakkında kesilen üç kat kaçakçılık cezası ne olacaktır? Bir başka anlatımla, inceleme elemanı kaçakçılık fiili olduğunu düşündüğü bir olay nedeniyle ortaya çıkan vergi kaybına üç kat kaçakçılık cezası uygulanmasını istemiş ve ilgili  vergi dairesi de bu cezayı uygulamış ise sonuç ne olacaktır?    

  Kanımızca, fiilin kaçakçılık olup olmadığına karar verecek yargı organının kararı oluşmadıkça o fiili kaçakçılık olarak kabul edip başka bir ceza ile değerlendirmek doğru değildir” (Seviğ, Veysi., Kaçakçılık Suçu İle Vergi Ziyaı İlişkisi,Yaklaşım, Yıl 7,Sayı 75, Mart 1999,s.38).

[11] Mustafa, Akkaya., (Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi,a.g.m.).

[12] Bekir,Baykara., Ceza Mahkemesi ve Vergi Mahkemesi  Kararlarının Birbirine Etkisi, Vergi Dünyası, Sayı 323, Temmuz 2008, s.6

[13] Mustafa, Özen., 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu’nda Düzenlenen  Vergi Suçları ve Kabahatleri, Adalet Yayınevi, Ankara – 2014, s.106

[14] Hukuk Muhakemeleri Kanununun 165.  maddesi ile ilgili hükümet gerekçesinde de, bekletici sorun, “ Bir davanın görülmesi sırasında ortaya çıkan ve bu davanın incelenebilmesi veya sonuçlandırılabilmesi için, mahkemenin görevi dışında kalması sebebiyle, görevli yargılama makamınca çözümlenmesine kadar  beklenilmesi gereken sorunlara, bekletici sorun denir.” Burada, bir mahkemede açılmış ve görülmekte olan dava ya da idari makamın kararı (tespiti) beklenmektedir (İbrahim, Özbay., 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Neler Getirdi?, Seçkin,2.Baskı,Haziran, Ankara – 2013, s.215-216).